Vidicat.Net Hayatın Anlamı

Hayatı Anlayan Blog

Kutuplardaki Buzsuz Bölge Ve Gizli Araştırmalar

Yazan: necatigma Tarih: Oca 17th, 2010 | Kategori:: Bilinmeyenler

16. yüzyıldan kalma Piri Reis’in ünlü haritasında, kutupların buzlarla kaplı olması gereken bölgelerini niye göstermediği bugüne kadar açıklanamayan bir olgudur.

Amerikan Hava Kuvvetleri tarafından 1960 yılında yürütülen topografik bir çalışma sırasında, Piri Reis haritasının araştırılan kısmının yani Queen-Maud bölgesinin ve Palmer yardımadasının sahil şeridinin tam bir uygunlukla haritaya işlendiği tespit edilmiştir. Ayrıca Piri Reis haritasının jeolojik verileri, İsveç-İngiliz ortak keşfi gezisi sırasında (1949) yapılan Antarktika’nın yapısı ile ilgili bu kadar hassas belgelere nasıl ulaştığı bugüne kadar ortaya çıkartılamamıştır. (Yarbay Harold Z. Ohlenmeyer, 8. Teknik Keşif Filosundan, SAC, USAF, Westover AFB, MA)
Nazi Almanyası’nın 1938/39 yılları arasında yaptırdığı “Neuschwabenland” keşif gezisi sırasında da buzsuz bölgeleri rastlandığı rapor edilmişti. Amiral Byrd’le yapılan “High Jump” askeri operasyonunda, nakliye uçakları komutanı yarbay David Bunger de buzsuz bölgelere rastlandığını rapor etmişti. Queen-Mary bölgesi ve Knox-Land arasındaki bu bölge, o zamandan beri “Bunger’s Qase” diye adlandırılır.
Rus Güneykutbu araştırmacıları, bu buzsuz bölgeye “Polyana” adını vermişlerdi. Bu buzsuz göller bazen 300.000 km büyüklüğünde olabiliyor ve kutbu çevreleyen denizin her yerinde bulunuyordu. Ayrıca bu gölleri besleyen bilinmeyen –muhtemel yer altı kaynak suları- sıcak su kaynakları vardır. Bunlar içinde Weddel denizinde 3 yıl açık kalan Polyana’lar en bilinenidir. (Science New, 1982, 122, s. 183)
Son olarak 1996’da uydu verileri, kutup platosu yakınlarında eski bir Rus ileri karakolu olan Vostok çevresindeki buzun üç kilometre altında gömülü devasa bir gölü ortaya çıkardı. Sismik aletlerle göl ölçüldü ve bu sıcak su gölünde milyonlarca yıllık mikroorganizmaların yaşadığı öne sürüldü.
2 Nisan 1998 tarihli “Milliyet” gazetesinde Nilüfer Kuyaş’ın “Hayatın başlangıcına yolculuk” başlıklı yazısında çok ilginç açıklamalar vardı:
“Bilim adamları Antarktika buzullarının dört kilometre altında esrarengiz bir dünya keşfettiler. Yaşlı buzul kütlelerinin dibinde gizlenmiş Vostok Gölünde milyonlarca yıldır burayı mesken edinmiş mikroskobik canlılar bulundu.
Geçtiğimiz hafta sonu, St. Petersburg’da yapılan bilimsel toplantı, aslında iki yıldır bilim camiasının gündeminde olan bir konuyu birdenbire dünya kamuoyunun dikkatini çekti.
Bu projeyi NASA ile Rusya Bilimler Akademisi ortaklaşa yürütüyor. Güney Kutbu’na yaklaşık 1000 km. uzaklıkta Ruslara ait Vostok araştırma merkezinde sürdürülen çalışmalar, tam bir macera filmi gibi.
Ruslar buzu delerek saklı göle çok yakınlaşmışlar, ama birden kazı durdurulmuş. Keşfedilen göldeki doğal ortamı, dışarı gelecek etkilerden koruya-ak incelemek gerekiyor.
Kazının bundan sonraki bölümü “sıcak su testeresi” diyebileceğimiz bir yöntemle yapılacak; termal bir sonda, sıcak suyun açtığı yoldan derine indikçe kendi kendini sterilize ederek göle ulaşırken, tekrar ondan buzlar arkasından kapanacak.
Bilim adamlarının bu esrarengiz gölde çeşitli canlılar olduğundan şüpheleri yok; çünkü gölün üzerini örten buz kademelerinde hapsolmuş mikropları ve diğer mikroskobik canlıları uzun süredir inceliyorlar.
“Garip şeyler bulduk, bazıları daha önce hiç görmediğimiz şeyler!” diyor NASA yetkilisi Richard Hoover.
Mantar, sünger, bakteri ve yosun türlerine benzetme yolyula matrak isimler takmışlar. Miki Fare, Klingon, kirpi yahut hindi artığı adını verdikleri mikroorganizmalar, gelecekte, saklı gölde bulunabilecek diğer canlılar hakkında ipucu sağlıyor. İnceledikleri buz kalıpları en az 400.000 yıllık. Saklı gölün sularındaki yaşamın ise, birkaç milyon yıldır dış dünya ile temas olmadan sürdüğü tahmin ediliyor. Göldeki canlı zaman kapsülünün otuz milyon yıl önceki dünyada bağlantısı olması işten bile değil.
Bilim adamları Antarktika’daki saklı gölde kullanılacak sondaj yöntemlerinin, uzayda da uygulanabileceğini umuyorlar. Çünkü Jüpiter gezegenin uydusu Eropa’dan keşfedilen okyanus da kilometrelerce buzun altında duruyor.
Antartika’daki saklı göl, 25 yıldan fazla bir zaman önce keşfedilmiş; CIA’nın casus uydularından çekilen fotoğraflar sayesinde.”
Yukardaki açıklamalar bana 1982 yılında Amerika’da “Globe Mail” adlı bir dergide yayınlanan ilginç bir açıklamayı çağrıştırdı.
Dergi, “NASA bilim adamları, Güney Kutbu’ndan sıcak su ihtiva eden bir gölü, aynı zamanda büyük bir UFO üssünü keşfettiler!” diye yazmaktaydı. Yüzlerce mil buzlarla kaplı bir alanın ortasında Kaliforniya eyaletinin yüzölçümünden daha büyük bir göl keşfedilmişti.
Kaliforniya Üniversitesi emekli öğretim üyesi fizikçi Lane Childress’e göre, uzay gemilerinin üssü bu gölün dibinde idi. Bilim adamları bu gölü, Nimbus 5 uydusunun çektiği fotoğraf vasıtası ile keşfetmişlerdi. Childerss’in iddiasına göre, göldeki sıcaklığın nedeni uzaylıların gölün dibinde inşa ettikleri devasa şehirlerdi.
Bu ısı bütün yıl boyunca buzların erimesini sağlıyor ve uzaylılar da oradaki üsten faaliyete geçiyorlardı.
Bir NASA çalışanın itirafları:
1977 yılı Aralık ayında NASA’dan Tom Gates’in Arkansas’daki kolej öğrencilerine verdiği bir kurs’ta, öğrencilerden biri ona “Kutup Açıklıklarını” sorunca, Gates büyük bir şaşkınlıkla “Bunu da nerden çıkardın” diye karşılık verdi. Öğrenci, Bernard ve Gardner’in kitaplarını okuduğunu söyledi. NASA çalışanı sözlerine devam ederek şu açıklamayı yaptı;
“Biliyorsunuz, kutuplar üzerinden geçen uydularımız var. Bunlar bulutsuz ve berrak havalarda çok netlikle dünyanın içini görüntüleyebilmektedirler. NASA tarafından çekilen kutuplara ait fotoğraflar bütün dünyaya dağıtılıyor. Ancak kutuplardaki “Açıklığı” gösteren fotoğraflar sansürlenmektedir.
Kanada Hava Kuvvetlerinin Kuzey Kutbu’nun sıcak bölgelerindeki gizli görevi:
Kanadalı bir TV prodüktörü 1980’li yılların sonlarına doğru Bernard’ın “İç Dünya” ile ilgili kitabını okumuştu. Bir çalışma günü sonunda işvereni Terry Dowding ile bu konuları konuşurken, Dowding, Kanada Hava Kuvvetlerinin 40’lı yıllarda –kendisinin de katıldığı- gerçekleştirdiği bir görevden söz etti. Dowding’e göre, mürettebat Kuzey Kutbu’nda, yeşillikler ve kuşlar ihtiva eden sıcak bir bölgeye rastlamıştı. Geri dönüşleri esansında görevleriyle ilgili tek bir kelime bile etmemeleri emredilmişti.
Denizaltı askerlerinden biri suskunluğunu bozuyor:
1976 yılında Amerikalı bir yazar, “İç Dünya” üzerinde çekilecek bir film için senaryo yazarken, tesadüften bir denizatlıda askerliğini yapmakta olan genç bir donanma mensubu ile karşılaşır. Aralarındaki konuşma, “İç Dünya” konusuna gelince, genç asker onun bu konuda bilgi sahibi olmasına çok şaşırır. Asker önce konuşmak istemez, çünkü daha önce bu konuda konuşan diğer askerler tutuklanmışlardı. Kendisi de 6 aylık bir görevden yeni dönmüştü ve ona da bu konuda “mutlak sessizlik” emredilmişti O ancak şu kadarını söyleyebildi: “Kuzey Kutbu’nda araştırma yapan bir çok denizaltı vardı. Görev sonuçlarının askerler arasında konuşulması ve tartışılması kesinlikle yasaklanmıştı. Askerin dikkatini çeken çok önemli bir şey vardı: Resmen aynı yeri araştırmalarına rağmen, her seferinde başka bir bölgenin haritası çıkarılıyordu.”

Essa 7 uydusundan aynı fotoğrafın 1967 yılında çekilmiş siyah beyaz hali mevcut.
Bugün google earth’ e baktığımız zaman güney kutbu tamamen puslu bir kamufle vardır. Ve o bölgeye bakılamıyor yalnızca merkeze tıklandığında bazı fotolar mevcuttur.
Kuzey Kutbu’nun altındaki denizaltı araştırmaları:
Amerikan nükleer denizatlısı “Nautilus”, 1958 yılında “Operasyon Sunshine” adıyla anılan Kuzey Kutbu’nda bir keşif gezisine çıktı. Amiral A. Burke’un komutası altında “Nautilus”, 1-6 Ağustos tarihleri arasında kutbun buzullarının altına bir yolculuk yaptı. Deneme yolculuğu sırasında yanlış bir yere gidilmesine rağmen, denemenin başarı ile sonuçlandığı açıklanmıştı.
Yolculuk sırasında mürettebata sıcak iklimlerde kullanılabilecek giysiler verilmiş ve “mutlak sessizlik” emri verilmişti. Mürettebat, diğer denemelerde öngörülmemiş güçlüklerle karşılaşmıştı. Ayrıca onlar kutbun altında yalnız su olmadığını da görmüşlerdi. Kutbun altından geçiş denemesi esnasında, yollarına engel olan yer dalgası ile karşılaşmışlardı. 25 m. kalınlığında buz ve yer dalgası arasında sadece 10 m. yer kalmıştı.
Prensip olarak Amerikan Deniz Kuvvetlerinin bütün denizaltı operasyonları gizli tutulmaktaydı.
Natulius’dan sonra, 1958-1962 yılları arasında “Skate”, “Sargo” ve “Seadragon” adlı Amerikan denizatlıları Kuzey kutbunun buzlu sularında aktif görev aldılar. SSCB de “Leninsky Komsomol” adlı denizaltı ile 1962 yılında Kuzey Kutup denizinin haritasını çıkartmıştı.

Yahudiler Hakkında ki İnanılmaz İddia

Yazan: necatigma Tarih: Oca 17th, 2010 | Kategori:: Bilinmeyenler

Yahudi yazar Arthur Koesler

“Yahudi diye bilinen ırk, Rusyadan gelen bir göçebe halktı.”

“Dünyada 1,5 milyon gerçek Yahidi vardır. Geri kalanların, İsrail ile hiç bir alakaları yoktur.”

“Eski Ahit’i de, İncil’i de Levi’ler yazdı.” Demiştir.

Yunan tarihçi Heredot

Mısır tarihinde, kitle göçü diye bir olay olmadığını ve Yahudilerin Mısır da yaşamadıklarını söylemişti.

Plato

Heredot un görüşlerine sahipti.

Mısırlı tarihçi Minetto

Mısır tarihinde kesinlikle Yahudi diye bir ırkın olmadığını, bu ırka mensup bir tane dahi mezar veya yazıt olmadığını, Mısır arşivlerinde, Yahudiler ile ilgili bir bilginin olmadığını belirtmektedir. Mısır Krallığı arşivciliğe ve tarihi bilgilere çok önem verirdi. Mısır tarihinde hiç Yahudilerden bahsedilmemiş olması, Yahudilerin tarihi yanılttıklarının kanıtıdır demiştir.

Üstelik Tarihçi, “İbrani dini ve yasaları yoktur, çünkü İbrani diye bir ırk yoktur” demiştir.

Alman yazar Dr. Erich Bromme

Babil’e esir düşen Yahudilerin hiç geri dönmediklerini belirtmiştir. Yahudilerin düzgün bir tarihleri olmadığı için, Babil’deki esaretlerini Mısır tarihine uyarlaya-ak değiştirmişlerdir. Babil’de bulunan ünlü kişilerin isimlerini, Mısır daki isimler ile değiştirip kendilerine yapay bir tarih yarattıklarını belirtmiştir.

Mısırlı Ejiptolog Mustafa Gadalla

Tevrat’ta ve Eski Ahit’te adı geçen şahısların ve tarihlerin, gerçekler ile alakası olmadığını ve uydurulmuş düzmece bir senaryo olduğunu belirtmiştir.

Davut’un Sion Yıldızı, aslında Mısırlıların devlet mühürü olduğunu belirtmiştir. Yahudilerin sembollere önem verme geleneği, Babil esaretinde oluştuğunu, fakat Babil de yaşarlarken, hiç alakaları olmayan Mısır tarihini ve sembollerini kendilerine mal ettiklerini söylemiştir.

Tel Aviv Üniv. Yahudi asıllı Prof. Ze’ev Herzog

İsrailli lerin hiç Mısırda bulunmadıklarını ve buna dair hiç bir iz bulunamadığını belirtmiştir. Yahudilerin, M.Ö. 3000 den beri Musevi olduğu ise, tarihi bir saptırma olduğunu, aslında Yahudilerin ancak M.Ö.700 yıllarında Museviliği benimsediklerini, o tarihe kadar putperest olduklarını ve canlı canlı çocuk yakarak kurban ettiklerini belirtmiştir.

Üstelik; Yahudilerin Mısır’dan kaçtıklarını ileri sürdükleri tarihte, Filistin bölgesi zaten Mısırlıların toprakları idi

demişti.

Yahudi araştırmacı İsrael Finkelstenin

Yahudilerin Mısır da hiç bulunmadığını ve Yahudilerin sadece Kenanlı göçebeler olduğunu tespit etmiştir.

Prof. Hook

Süleyman Mabedinde, M.Ö. 700 yılına kadar çocukların yakılarak kurban edildiğini söylemişti.

Yahudi Tarihçi Josephus

İsrailliler, Mısır da bulunmadı. Mısırda bulunanlar Yahudi değil, Hiksoslardı diye yazmıştı.

Heilderberg Ünv. Ejiptolog Jan Assmann

Hz. Musa, kesinlikler yahudi değil, Mısırlı soylu bir aileden olduğunu yazmıştı.

“Sion Yıldızı simgesi, Mısır Firavunlarının mühürüdür” demişti.

Toronto Ünv. Donald P. Redford

Tora ve Eski Ahit te yazılan göç hikayesi (exsodus),aslında Mısır devlet düzenine uymayan ve Mısır dan kovulan Hiskosların tarihidir. Hiksoslar, Yahudi dediğildi. Yahudiler, hiç Mısır da bulunmamışlardır. Hiksosların Tarihini ve hikayelerini, kendilerine mal etmişlerdir. Yahudiler, Babil Kralı Nabukadnezar tarafından esir alınıp Babil’eg*türülmüşlerdi. Uzun yıllar sonra, Babil den sürülen Yahudilerin sürgün hikayesi, Mısırdan kaçış hikayesine dönmüştür. Sonra, düşmanları olan Firavun Ahmose nin adını “Musa” olarak değiştirmişlerdir.

Tarihçi Dawn Breaster; Mısır da Mermose diye bir isyancının peşine insanları katarak Habeşistanag*türdüğü söyler.

Paulusyen Tarikatı (Anadolu Hıristiyan Gnostizmi)

Eski Ahit’in, Yahova’ya tapan hırsız ve hilekar bir ırk tarafından yazıldığını ve tamamen aldatmaca olduğuna inanıyorlardı. Paulusyenlere göre Yahudiler, hırsız ve serseri bir ırk tı. Onları Orta Doğuda dolaşan, evsiz barksız çingene sürüsü olarak nitelendiriyorlardı.

Paulusyenlere göre dünyaya gelen tüm peygamberlerin, Yahudiler tarafından katledildiği bir gerçekti.

Paulusyenlere göre Esseniler, Sümerden gelen rahiplerdi, kesinlikle Yahudi değildi.

Paulusyenlere göre Yahudi soyundan, hiçbir peygamber çıkmamıştır. Yahudiler, Hz İbrahim ve Hz. Musa yı kendi soylarından olduklarını söylemelerine rağmen, İnanmazlardı. Paulusyenler bu konu ile ilgili olarak, Kur’an ayetlerini araştırmış ve Müslüman alimler ile fikir birliği yapmışlardı.

İngiliz Yazar David Icke

Babil esareti sırasında Babil deki sürgünler, İbrani değil Levilerdi. Eski Ahit Levilerin uydurmasıdır. Exsodus hikayesi, Mısır gizem okullarından çalınma bir kılıftır. Yahudiler tarihi yanılmak ile, Tevrat’ta bahsedilen “vaat edilmiş topraklar” ın yerini değiştirme çabası içindedirler. Çünkü, Tevra’ta bahsedilen vaat edilmiş topraklar Arabistan çölleridir.

Tarihçi Turgut Gürsan

İbraniler, İsrail’li veya Yahudi değildi. İbraniler, Mısır gizem okullarını kuran Hiksoslardı.

Araştırmacı Smyrnian Bartunyus (cazy Smyrne)

“Orta Doğu da Yahudi diye bir ırk yoktur. Yahudiler, Yemen den göç eden Kenanlılardır. Kenan diyarından da Filistin’e göç eden bir grup Yahudiler, savaşmak zorunda kaldıkları Babilli’lere esir düşmüş ve Babil’eg*türülmüşlerdi. Yani Yahudiler, Filistin de yaşama fırsatını bulamadılar bile. Babil’eg*türülen Yahudiler, hiç geri dönmediler. Mısırdan kaçan Hiskoslar, Filistin diyarına yerleştiler. Babil Krallığının güç kaybetmesi ve bölgede iktidar boşluğuna sebep olması nedeni ile, Hiksosların Filistine girmesi ve yaşamasına sebep olmuştur. Mısır’dan kaçan halk, Hiksoslar (isyancı Mısırlılar) olup, kesinlikle Yahudi değildir.

İlerleyen zaman içinde; Mısır’dan kaçıp Filistin de yaşamayı sürdüren Hiksos halkının içine, Kenan diyarından gelmeye devam eden Yahudiler karışmıştır. Filistin topraklarında Hiksoslar ile yaşamlarını sürdüren Yahudiler, uzun yıllar sonra Hiksosların tarihini kendilerine mal ettiler. Tevrat inancına sahip olan Yahudiler, Mısır soyundan olan Hz. İsa yı hiç kabul etmediler. Yadudilerin düşüncesi, kendi soylarından gelecek olan bir peygamberin kral olması idi. Kral olabilmesi ihtimali nedeni ile, Hz. İsa’yı katlettikler. Ve bu hayal ile Filistin topraklarında birçok ayaklanma gerçekleştiren Yahudiler, Roma İmp. tarafından dünyanın birçok yerine sürülmüştür. Roma imp., Kudüs ve Filistin de bir tane bile Yahudi bırakmamıştır.Tarih bunu doğrulamaktadır. Filistin topraklarında yine Hiksoslar yaşamaya devam etmiştir. Fakat, Yahudiler Filistin topraklarından sürüldüklerinde Hiksosların tarihini kendilerine çoktan mal etmişlerdi bile.

Uydurulan Eski Ahit, Kabala, Tora ve yalan tarihleri ile Avrupada ve dünyanın bir çok yerine dağılan Yahudiler, tekrar Filistin’e geri dönme hayalleri ile yüzlerce yıl yaşamışlardır. Yahudi bilginleri, bu gizli ve sahte tarihi yeni gelen nesile öğrettiler. Çünkü, Filistin topraklarına tekrar geri dönmenin tek açıklanabilir sebebi, sahte Ahit’teki “vaad edilmiş topraklar” hikayesine sıkı sıkı sarılmaktı. Yahudilerin gerçek toprakları, Arab Yarım adasının çölleridir, yani “Kenan bölgesi”. Kenan bölgesine de, Yemen’den göç etmişlerdir. Yahudilerin, Filistinde ve Orta Doğu topraklarında hiçbir hakkı yoktur. Şuan Filistin toprakları Filistinlilerindir, kendi topraklarıdır ve haklarıdır. Hiksoslar diye bilinen Mısır kaçaklarının torunları ise, bugün Filistin, Suriye, Ürdün ve Lübnan bölgelerinde yaşamaktadır.

Evet şimdi örtünün kalktığını ve birçok bilginin su yüzüne çıktığını görebiliyoruz.


Gökyüzündeki Esrarengiz Kentler

Yazan: necatigma Tarih: Oca 17th, 2010 | Kategori:: Bilinmeyenler

Zaman zaman ufukta bilinmeyen kentlerin görüntülerinin belirdiği bir çok eski kayıtta anlatılmaktadır. Halen çözülemeyen bu sır insanın hayal ürünü müdür yoksa zaman içinde bir yansıma mıdır? Bilinmez. Belki de başka boyutlara açılan kapıdan sızan bir imajdır. Kimbilir!

İngiliz Bilim Cemiyetinin yayın organı olan Transactions ‘da 1847 tarihinde Dr. D. P. Thomson 27 Eylül 1846 günü öğlen saat 3 sıralarında Liverpool Hayvanat Bahçesinde Edinburg kentinin panoramik bir modelinin gözlemlendiğini bildirmektedir. Edinburg Liverpool ‘un yaklaşık 325 km. kuzeyindedir. Dergiye göre “Birkenhead’daki Büyük Parkta oturan iki kişi Liverpool üzerinde bulutlar arasında yükselen Edinburg ‘un görüntüsünü yaklaşık kırk dakika izlemişlerdir”.
Londra Times gazetesine göre 28 Temmuz 1846 tarihinde saat sabah 3:30 sularında Stralsund yakınlarında bir başka mucize görüntü oluşmuştu. Baltık kıyılarından kısa bir yürüyüş mesafesi kadar uzaklıkta bulunan Rugen Adası üzerinde Stalsund kentinin mavi soluk hayali 15 dakika kadar gözlemlenmiştir. Görüntü o kadar netti ki, Gotik St. Mary kilisesinin ön yüzü kolayca seçilmekteydi.

Amerikalı maden arayıcısı Willoughby, Alaska-Yukon sınırında bululan Fairweather Dağı yakınlarında her yaz bir kentin gökyüzünde belirdiğini yerlilerden duyduğunu bildirmiştir. Willoughby 1887 senesinde bu mucizeye tanıklık yaptığını söylemiş ve olayın doğruluğunu kanıtlamak için bir resim sunmuştur. 1889 yılında New York Times Willoughby’ın fotoğrafındaki kentin İngiltere’deki Bristol olduğunu açıklamıştır. Hikaye ve fotoğraf Madenci Bruce’un Alaska adlı kitabının sonraki basımlarında yayınlanacaktır.

Alexander Badlam’ın Wonders of Alaska – Alaska’nın Harikaları adlı kitabında başka iki şehrin Muir Glacier üzerinde görüldüğünden bahsedilir. Badlam Willoughby’ın Bristol’a ait olduğu kabul edilen ve açık bir şekilde kilise ve evlerin ön cephelerinin görüldüğü resmini yeniden bastırdı. Bunun yanında Afrika veya Asya’ya ait buzullar üzerinde ikinci bir şehir resmi eklenmişti. Badlam, fotoğrafı çeken kişinin cıva tavasına yerleştirdiği bir kamera ile mucizeyi görüntüleyebildiğini ve kentin körfez sularına battığına inanıldığını belirtir. Üçüncü şehir bir fotoğrafa bakılarak çizilmiş bir taslaktı ki, silik olarak görülen kule ve kilise bacalarının sivriliğinden Fata Morgana veya Messina körfezine ait olduğu kanısı uyandırmaktaydı.

Badlam”ın yenilip yutulması zor uçuk öyküleri içinde bulunan gökyüzünde görülen kente dair olanları başka tanıklar tarafından da tekrarlanacaktır.Bunlardan biri St. Elias Dağı Dük d’Abruzzi Keşif Gezisi üyesi olan C.W.Thornton, madenci Bruce ‘a 1887 yazında böyle bir kenti kendinin de gördüğü anlattı. L.B. French 1889 senesinde New York Times gazetesinde çıkan Fairweather Dağı yakınlarında içindeki evler, sokaklar, geniş binalar ve hatta cami ve kiliselerin görüldüğü kente dair haberlerinden alıntılar yapar. Londra ‘nın haftalık Times ve Echo gazeteleri 1897 senesinde “Yukon Goldfields” da gökte bir kent görüldüğü haberini şöyle yazar; “…Kuzey Kutbunun öte tarafında bilinmeyen bir ülkeye ait bir kent olsun veya olmasın yıl içinde zaman zaman açığa çıkan bu mucizeyi gören tek bizler olamazdık”.

Benzer bir fenomen İrlanda’da gerçekleşti. Peri kaleler veya “Duna Feadhreagh” görüldüğü uzun süredir rapor edilmektedir. Antrim, Donegal ve Waterford kıyılarında büyüleyici adalar denizden göğe doğru uzanarak görülürler.

Connaught’un Tarihçesinde 1684 senesi kayıtlarında şunlar yazılmaktadır; “Arran’ın batısında büyük bir kayalıkada vardır. Bazen uzaklarda; içinde atları, kaleleri,kuleleri ve bacaları ile bir kent silueti görülür. Bazen bu bacalardan dumanlar tüter ve kentte sağa sola giden insanlar seçilebilir. Bazen de yelken ve gövdeleriyle birkaç gemiden başka bir şey görülmez.”

1817 yılında Rathlin’de her sekiz yılda bir denizden yükselerek dışarı çıkan yeşil bir adanın görüldüğüne inanılırdı. Dikkatlice bakıldığında ada içerisinde mücadele eden insanlar görülmekteydi.

Youghal’da 1797 yılı ekim ayında hareket eden bir kent görüldü. Haziran 1801 debilinmeyen bir kent evleri ve arkasında ormanı ile belirdi.

Dr. Thomas Introduction to Meteorology-Meteolojiye Giriş adlı eseirnde 1833 Haziranında okyanus açıklarında Portbalintrea’da gittikçe yükselen hayalet bir kent gördüğünü yazmaktadır. Seçkin jeolojist Sir Charles Lyell, Kuzey Amerika’yı ikinci ziyareti sırasında Ontario Gölü üzerinde gökte Toronto kentinin görüntüsünü seyrettiğini yazmaktadır.

Gökyüzünde sadece hayalet kentler değil; ordular, gemiler görüldüğüne dair detaylı bilgiler bulunmaktadır. Bu fenomen hava şartlarının insanı yanıltan görüntüler üretmesinden çok daha detaylı ve bilinmeyen bir gücün etkisiyle açığa çıktığı düşünülmelidir.

İngiliz bilim dergisi Nature ‘de 1882 Mayısında Alaska ve İrlanda efsanelerinde geçenlere bezer mucizelerden bahsedilmektedir;

İsveç’in güneyinde sıklıkla görülen bir olay dikkate değerdir. Bize zaman zaman yüksek binalar, şehirler ve kaleleri ile hareket eden nesnelerin görüntülerinin gökte saatlerce gözlemlendiği anlatıldı. Ve gene öğrendiğimize göre benzer görsel doğa olayları geçen hafta Orsa gölü üzerinde seyredilmişti. Çok sayıda gemi silueti sanki uçarcasına göl üzerinde hareket etmekteymiş. Hatta bacalarından duman tütmekteymiş. Manzara değişmeye başlayınca araçlar gölde üzerinde az sayıda bitki bululan bir ada görüntüsüne dönüşmüş. Daha sonra manzara ince bir sis gibi dağılmış. Bu olay saat 4 den 7 ye kadar sürmüştür. Seyredilmeye değer bir manzara oluşmuştur.


Kayıp Dünya” Papua Yeni Gine’de Bulundu

Yazan: necatigma Tarih: Oca 17th, 2010 | Kategori:: Bilinmeyenler

Sir Arthur Conan Doyle’un yaklaşık yüz yıl kadar önce yazdığı bu bilim kurgu türündeki romanı Steven Spielberg’in yapımcısı ve yönetmeni olduğu ünlü Jurassic Park filmine ilham vermişti. Bu romandan yaklaşık yüz yıl sonra 2007 yılında ABD’li, Avustralyalı ve Endonezyalı bilim insanlarından oluşan uluslararası bir araştırma ekibi benzer bir şekilde “Kayıp Dünya”yı bulmuştu. Onların “Kayıp Dünya”sında her ne kadar dinozorlar ve dev kuşlar yoktu ama evrim ve biyoçeşitlilik konusunda ufkumuzu açacak yeni pek çok tür bulunmuştu. Bunların arasında yeni kelebek ve kurbağa türleri ile bir dizi şaşırtıcı bitki bulunuyordu.
Bu büyüleyici “Kayıp Dünya”, Yeni Gine’deki Foja Dağları’nda keşfedildi. Bulunan ekosistemin en önemli özelliği hiç insan elinin değmemiş olmasıydı. Bölgedeki yerel kabile üyelerinin bile böyle bir bölgeden haberleri yoktu. Ekibin en önemli keşfi ise honeyeater denilen yeni bir kuş türü oldu. Yeni Gine’de altmış yıldan fazla bir zamandır yeni bir kuş türü keşfedilmemişti. Tüm bunlara ek olarak, araştırmacılar bu bölgede yüzyıl önce yaşayan Carola cennetkuşunun soyunun tükendiğini düşünüyorlardı. Bu türün ilk kez 19. yüzyılda bu bölgede yerli avcılarca yakalandığı ve keşfedildiği biliniyor. Kayıp Dünya bu kuşa da ev sahipliği yapmaktaydı. Yine soyu tükendiği düşünülen bir tür ağaç kangurusu da aynı ekip tarafından bölgede bulundu. Bölgede bulunan pek çok canlı, insanlardan korkmuyordu.
İşte bu keşiften iki yıl sonra, BBC kanalı için Papua Yeni Gine’de yer alan bir volkan krateri ile ilgili belgesel film çekmeye giden BBC’nin Doğa Tarihi Birimi ekibi geçtiğimiz haftalarda bu kraterde kayıp dünyanın bir benzerini buldu. Bu ekipte filmciler, akademisyenler ve bilim insanları bulunmaktaydı. Belgesel çekimi sürecinde yaklaşık otuz yeni tür bulundu. Çekimler sönmüş bir yanardağ olan Bosavi Dağı’nın kraterinde yapılıyordu. Bulunan yeni türler işte bu krater bölgesinde yaşıyor.

Bunlar arasında yaklaşık 82 cm boyuyla dünyanın en büyük kemirgenlerinden dev bir sıçan da bulunuyor. Bu sıçanın boyu tüylü bir ev kedisi kadar neredeyse. Resmi tür adı henüz verilmese de ekip bu sıçana Bosavi tüylü sıçanı ismini vermiş. Bu kraterde yine on altı yeni kurbağa türü keşfedilmiş. Bölgenin insansız bir bölge olması, kraterin farklı ekolojik koşulları yeni keşfedilen bu türlerin evrimleşmesine olanak tanımış.
Bilim insanları hemen hemen her gün yeni türler buluyor. Hatta bu iş rutinleşti diyebiliriz.

Yalnızca 2006 yılında yeni 17 bin canlı türü keşfedilmiş ve tanımlanmış. Milyonlarcası ise tanımlanmayı bekliyor. Bugün laboratuarlarda yeni türler oluşturma yolunda önemli adımlar atılıyor. İnsan elinin erişemediği bölgelerdeki türler hala keşfedilmeyi bekliyor. Okyanus derinlikleri, yağmur ormanları bu tür bölgelerden. Keşfedilmeyi bekleyen bu kadar tür varken bir taraftan da pek çok türün hızla yok olmasını izliyoruz. Bu canlıların soylarının tükenme hızlarının doğal süreçlerle karşılaştırıldığında on bin kat daha hızlı olduğu söyleniyor


Dünya’nın Konuştuğu Meksikalı Yaratık

Yazan: necatigma Tarih: Oca 17th, 2010 | Kategori:: Bilinmeyenler

Bir Meksika TV kanalı 2007 yılı içerisinde Meksiko’da bir çiftçinin bebek ‘uzaylı’ ele geçirdiği şeklindeki inanılması güç bir haberi tüm dünyaya duyurmuştu.

Çiftçi, yaratık yavrusunu su dolu bir hendeğin içinde boğmuş ve aradan iki yıl gibi bir zaman geçtikten sonra bilim adamları bu uğursuz görünümlü ceset üzerinde elde ettikleri sonuçları kamuoyuna açıklamaktaydılar.

Geçen senenin sonunda Marao Lopez yakalamış olduğu artık kuruyarak mumyalaşmış haldeki yaratık cesedini araştırmaları ve DNA incelemesi için üniversiteli bilim adamları götürmüştü.

Çiftçi yaratığı yakaladıktan sonra boğmuk için üç kere suya soktuğunu ve saatlerce suda tuttuğunu anlatmıştı.

İncelemeler sonunda bilim adamlarınca türü teşhis edilemen yaratığın iskelet yapısının bir sürüngene ait olduğu ancak diş yapısının insana benzediği anlaşıldı. Dişler aynı bizlerdeki gibi çok köklüydü. Ayrıca solunum sistemi uzun süre su altında kalacak yapıdaydı..

İnsanı andıran özellikleri çoğunluktaydı.

Bir kere beyin vücuduna göre oldukça büyüktü, özellikle arka bölümü insan beynini andırıyordu ki, bu onun çok akıllı bir tür olduğunun kanıtıydı.

Tüm incelemelere rağmen uzmanların hepsi cesedin orjini konusunda farklı düşünmekteydiler. Kimilerine göre ceset bilinmeyen bir tür hayvandı, kimisine göre maymun cenini bazılarına göre ise dünya dışı bir yaratıktı.

Bu olaydan sonra Lopez’in ölümü ile sır perdesi bir kat daha arttı.

Amerikalı UFO araştırmacısı Joshua P. Warren çiftçinin daha sonra yol kenarına park edilmiş bir araç içinde yanarak öldüğünü açıkladı.

Arabayı saran alevler normalden çok daha sıcak olduğu açıklandı. Lopez’in ailesi uzaylıların çocuklarını öldüren Lopez’den intikam aldıklarını düşünmekteler.

Olayın gerçekteştiği bölgede sıklıkla UFO gözlemi yapılması ve çok sayıda ekin halkası oluşum bulunması sebebiyle yöre halkı Lopez’in hikayesininin doğruluğuna inanmaktalar.

Meksikalı UFO uzmanı Jaime Maussan hikayeye bir ekleme daha yapmıştır. Ona göre olay bir aldatmaca değildir. Çiftçinin kendisine olay sonrasında uzaklaştığı sırada ikinci bir yaratık daha gördüğünü söylediğini açıklamıştır.

Hikaye BILD gazetesinde yayınlanır yayınlanmaz Batı dünyasının da ilgisini çekmiş ve gazete okuyucularının hararetli tartışmaları internete de yansımıştır. Bazıları bunun bir uzaylı olduğu iddia etmekte, kimine göre bir mayman yavrusu cesedi.. Uzaylı olmadığını savununlar yaratığın niye çıplak gezdiğini merak ediyorlar.

Hikaye taa Çine ve Kore’ye kadar yayılmıştır.

UFO gözlemlerinin en yoğun olduğu bu bölgede şu anki durum budur..

Kaynak: Daily Telegraph


Evrende Marduk Gezegeni Keşfedildi

Yazan: necatigma Tarih: Oca 17th, 2010 | Kategori:: Bilinmeyenler

Son günlerin en tartışılan konularından Marduk’un keşfedilmesinin 20 yılı aşkın bir tarihi var. Keşfin öyküsü, NASA’nın 1983 yılında ikinci bir güneş sisteminin var olup olmadığını görmek için IRAS isimle uyduyu uzaya göndermesiyle başladı.


Aylar sonra IRAS, Güneş Sisteminden 50 milyar mil uzaklıkta olan devasa bir gezegen keşfetti. Bu şaşırtıcı keşif, 21 Aralık 1983’te Washington Post gazetesinin birinci sayfasına “Gizemli Bir Gök Cismi Keşfedildi” başlığıyla haber oldu.

Marduk’un IRAS uydusu tarafından keşfedilmesinden 7 sene önce Azeri yazar Zekeriya Sitchin Sümerlilerin binlerce sene önceden kalan tabletlerini okuyarak her 3,600 senede bir Güneş Sistemi’ni ziyaret eden Marduk hakkında “12’nci Gezegen” adlı kitabı yayımlamıştı.

Sümer yazıtlarına göre, Marduk’un uydularından biri binlerce sene önceki bir ziyarette Tiamat adındaki bir başka gezegene çarparak, bugün Mars ile Jüpiter arasında bulunan Asteroit Kuşağının oluşmasını sağladı.

Marduk’un dünyadan ilk olarak görülmesi ise 21 Ekim 2003’te Kaliforniya’daki Mount Palomar Gözlemevi’nden 1,22 metre boyundaki Oschin teleskopu ile oldu. Senelerce bu gökcismini gizliden gizliye takip eden Vatikan Astronomi Merkezi, sonunda konuyu ele almak üzere 19 ülkenin bilim adamını bir araya getirdi.

Marduk astronomlar tarafından 2003-UB-13 olarak adlandırıldı. Marduk hakkında yazılmış en ünlü kitabın sahibi Zecharia Sitchin’e göre gezegenin 7 uydusu bulunuyor.

Nam-ı diğer Nibiru ve Eris hakkında en ünlü ikinci kitabın yazarı ise Andy Lloyd. Lloyd’a göre Güneş’in ölü ikizi olan Kara Yıldız sistemi, Marduk dâhil olmak üzere 7 gezegen içeriyor. Bu gezegenlerden altıncısı 6 bin sene önce Sümerlilere hayat veren uzaylı Tanrılar olduğu öne sürülen “Annuaki”nin yaşadığı Dünya benzeri bir gezegen.

Kara Yıldız sisteminin son ve yedinci gezegeni Marduk ise, Lloyd’a göre 7 uydusu ve arkasında kuyruk gibi uzanan uzay enkazı ile bir savaş üssü hatta savaş gemisi görevi görüyor.

Dünyanın Manyetik Alanları Marduk Gelişi ile Nasıl Etkilenecek?

Her ne kadar bilim adamları henüz üzerinde tam bir görüş birliğine varmamış olsalar da Marduk’un yaklaşmasının dünya üzerinde de ciddi etkilerinin olabileceği belirtiliyor. Bunların başında ise yerküreyi zararlı ışınlardan korumak gibi hayati bir işlevi de olan manyetik alanın etkilenmesi geliyor.

Marduk’un manyetik alan üzerinde ciddi bir sapmaya neden olması neticesinde devasa dalgaların oluşmasından, şiddetli depremlerin görülmesinden, volkanların faaliyete geçmesinden ve yıkıcı hortum ile fırtınaların ortaya çıkmasından korkuluyor.

Bu kadar ciddi sonuçlarının olmasından korkulan bu gökcismini bu kadar yakından takip eden ilk kuşak elbette ki biz değiliz. Mayalar, yarattıkları bir takvimde Marduk’un seyrini ve Güneş Sistemi’ne girişine de yer verdiler.

Söz konusu bu Haab takviminin sona erdiği gün ise Marduk’un gelişini gösteriyordu. Bu takvimin son günü Gregoryan takviminde yani şu an bizim kullandığımız modern takvimde 21 Aralık 2012’ye denk geliyor.

Maya’lara göre Haab takviminin sonu ile 5’inci Güneş Dönemi sona erecek ve insanlık 6’ıncı Güneş Dönemine girecek. Bazı uzmanlar, Haab takviminin sona ermesinin dünyanın kendi ve güneş etrafında dönüş süresinin değişeceğini, yani bir başka deyişle bir gün ve bir yılın uzunluklarının değişeceğini savunuyor.

İŞTE FELAKET SENARYOLARI:

* Dünyanın Kuzey ve Güney manyetik kutuplarının konumları değişecek,

* Dünya ekseni 180 ile 240 derece değişerek Güneş’e olan sabit konumunu kaybedecek,

* Ekvator çizgisinin konumundan sapması ile iklim değişiklikleri baş göstermeye başlayacak,

* Ortaya çıkan manyetik çekim gücü, erimiş demir haldeki dış çekirdeği yer kabuğuna yakınlaştıracak ve tüm yanardağlar patlama noktasına gelecek.

* Manyetik titreşimlerin bozulması ile okyanusların altındaki su akıntıları durma noktasına gelecek ve zamanla ısınan-durağanlaşan su, deniz yaşamına imkân vermeyecek,

* Büyük parçalar halinde erimeye devam eden kutuplar yok olma noktasına gelecek.

* Dünyanın değişen ekseni ile güneşe tekrar konumlanması ve kuzey manyetik kutbunun Siberya’ya kayması, bugün çöl ve kurak olan alanları su cennetine çevirecek.

* Kutupların erimesi ile okyanuslara yayılacak tatlı su, ısı-tuz dengesini bozacak ve golfistrm akıntısının durması ile başta Kuzey-Batı Avrupa ve Kuzey-Doğu Amerika olmak üzere birçok coğafyada dondurucu soğuklar baş gösterecek,

* Yer kabuğu altındaki lav ve yer katmanlarının hareketleri ile depremler görülmeye başlayacak ve şiddetleri ile sayıları Marduk yaklaştıkça artacak.

İDDİALARA GÖRE GÜN GÜN MARDUK’UN SEYRİ

Ortaya atılan teorilere göre, Marduk, 21 Aralık 2012’de, yani Haab takviminin son gününde ikinci bir güneş gibi tepemize dikilecek ve Ay ile neredeyse aynı büyüklükte gözükecek.

* Marduk, Dünya ile iki kere yakınlaşma gösterecek. Bunlardan ilki 7 Eylül 2012’de gerçekleşecek ve bir süre boyunca yaklaşma-uzaklaşma hareketi devam edecek. Son yaklaşma ise 27 Nisan 2013’te olacak.

* Bir diğer iddiaya göre ise bu yaklaşma hareketi farklı bir takvime göre olacak. Marduk en yıkıcı etkisini sadece 21 Aralık 2012’de göstermeyecek. Çünkü Dünya, 14 Şubat 2013’te Marduk ile Güneş arasına girecek. Araştırmacılara göre en korkunç deprem, sel ve fırtınaların yaşandığı tarih bu gün olacak ve yer kabuğu buruşturulan bir kâğıt gibi bozulacak. Milyarlarca insan hayatını kaybedecek, hayatta kalanlar açlıktan kırılacak. Marduk, Güneş Sistemi’ni 1 Temmuz 2014’te terk edecek ve manyetik alanlar üzerindeki etkisi azalmaya başlayacak.

* Eğer sanıldığının aksine, Marduk, Mars ile Jüpiter’in değil, Mars ile Dünya arasına girerse, Marduk’un uydularından biri Dünya’ya çarpabilir. Bu durumda Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki döngüsü en az 3 gün duracak. Bir tarafta 3 gün aydınlık, diğer tarafta 3 gün karanlık olacak. Tüm iletişim ve enerji ağı çökecek.

“HERŞEY GÜZEL OLACAK” DİYEN DE VAR

Mayalardan kalan bilgiler doğrultusunda Dünya’nın içine gireceği 5’inci Güneş Dönemi’nin tam bir aydınlanma ve barış safhası olacağına inanan insanların sayısı hiç az değil.

İnternette sayısız sitede gruplaşan insanlar, 2012’de insanlığın uzaylı ırklarla sonunda tanışacağını ve uzayın birçok köşesinden gelen ırklar ile kusursuz bir barış sürecinin başlayacağını düşünüyorlar.

Diğerleri ise Dünya’nın içine gireceği yüksek titreşim frekansları ile evrenselliğin; bilim, tıp, arkeoloji ve sanatın tavan yapacağı yeni bir rönesans devrinin başlayacağını öngörüyor.


Beşiktaş Kupa’da hüzünlü

Yazan: necatigma Tarih: Oca 17th, 2010 | Kategori:: Spor

Beşiktaş Türkiye Kupası’nda Olimpiyat’ta konuk olduğu İBB karşısında mağlup olarak gruptan çıkma şansını tüketti…

Ziraat Türkiye Kupası (D) Grubu’nda mücadele eden ve ilk iki maçında mağlup olan Beşiktaş, Olimpiyat Stadı’ndakonuk olduğu İstanbul Büyükşehir Belediyespor’a 1-0 mağlup oldu…

Gruptaki ilk maçında deplasmanda Manisaspor’a 2-1 yenilen ve daha sonra İnönü Stadı’nda Kasımpaşa karşısında 3-1′lik mağlubiyet alan siyah-beyazlı takım, İBB’ye de 1-0 mağlup olunca yine puanla tanışamadı…

Kara Kartal bu sonuçla gruptan çıkma şansını yitirdi… Belediye ise 3. maçların ardından puanını 7 yaparak liderliğe yükseldi…

İLK YARININ KIRILMA ANLARI

8. dakikada Tello, sağ çaprazda kullandığı serbest vuruşta ceza alanı içinde Ernst’e topu bıraktı. Bu futbolcunun yerden sert şutunda, meşin yuvarlak yan filelerde kaldı.

26. dakikada Ernst’in pasında ceza alanı önünde topla buluşan Holosko’nun şutunda, top savunmaya çarparak üstten kornere gitti.

39. dakikada Tello’nun pasında ceza alanı içinde sol çaprazda topla buluşan Bobo’nun güzel vuruşunda, kaleci Hasagiç aynı güzellikte topu kornere tokatladı.

40. dakikada ani gelişen İstanbul Büyükşehir Belediyespor atağında, sağ çaprazda topla ceza alanına giren Ali, yerden sert vurdu, kaleci Ramazan ayağıyla meşin yuvarlağı kornere gönderdi.

41. dakikada Ekrem’in sağdan ortasında altıpasta topla buluşan Holosko’nun kafasından seken topa kaleciden önce Fink müdahale etti. Üst direğe çarpıp oyun alanına dönen topu kaleci Hasagiç kontrol etti.

Mücadelenin ilk yarısı da 0-0 beraberlikle tamamlandı.

İKİNCİ YARININ KIRILMA ANLARI VE YILDIZ TABLOSU

47. dakikada sağdan ceza alanına giren İskender kaleci Ramazan ile ceza alanı içinde karşı karşıya kaldı. Bu oyuncunun aşırtmak istediği topa Ramazan yükselerek sahip oldu.

48. dakikada rakip savunmayı az adamla yakalayan Beşiktaş, önemli bir pozisyondan yararlanamadı. Ernst’in pasında sağda ceza alanı önünde müsait durumda topla buluşan Ekrem, kötü bir vuruşla meşin yuvarlağı auta attı.

49. dakikada Serhat’ın pasında savunmanın arasında topla buluşan İskender, ceza alanına girer girmez kaleci Ramazan ile karşı karşıya kaldığı pozisyonda, plase bir vuruşla meşin yuvarlağı filelere gönderdi: 1-0

Kalan dakikalarında pozisyon olmayan karşılaşmayı İstanbul Büyükşehir Belediyespor, 1-0 kazanırken, Beşiktaş gruptan çıkma şansını yitirdi.

İstanbul Büyükşehir Belediyespor ise bu galibiyetle puanını 7′ye çıkardı.

İSTANBUL B.B.: 1-0 :BEŞİKTAŞ:

Stat: Atatürk Olimpiyat

Hakemler: Kuddusi Müftüoğlu xx, Baki Tuncay Akkın xx, Volkan Narinç xx

İstanbul Büyükşehir Belediyespor: Hasagiç xxx, Kus xx, Cesario xxx, Barbosa xxx, Ekrem xx, Efe xx, Abdülkadir xxx, Serhat xx (Dk. 84 Okan x), Gökhan Süzen xxx, İskender xxx (Dk. 77 Rızvan xx), Ali xx (Dk. 60 Tevfik xx)

Beşiktaş: Ramazan xx, Ekrem xx, İbrahim Kaş xx, Sivok xx, İsmail xx, Fink x (Dk. 63 Nihat x), Ernst x, Necip xx, Tello x, Holosko xx (Dk. 55 Serdar Özkan x), Bobo x (Dk. 75 Nobre x)

Gol: Dk. 49 İskender (İstanbul Büyükşehir Belediyespor)

Sarı Kartlar: Dk. 12 Necip, Dk. 78 Sivok, Dk. 86 İbrahim Kaş (Beşiktaş), Dk. 46 1 Efe (İstanbul Büyükşehir Belediyespor)

Kaynak : internetspor.com


Genç Furkan Guiza’yı kepaze etti!

Yazan: necatigma Tarih: Oca 17th, 2010 | Kategori:: Spor

Fenerbahçe’nin, Ziraat Türkiye Kupası’nda karşılaşacağı Antalyaspor maçı hazırlıkları sırasında idmanda ilginç anlar yaşandı..

Fenerbahçe, Ziraat Türkiye Kupası’nda karşılaşacağı Antalyaspor maçı hazırlıklarını sürdürdü.

Antalya’nın Serik ilçesine bağlı Belek beldesindeki Limak Arcadia Oteli’nin futbol sahalarında Teknik Direktör Christoph Daum yönetiminde çalışan futbolcular, hafif koşunun ardından açma-germe ve istasyon çalışması yaptılar.

Sarı-lacivertli futbolcular, antrenmanın son bölümünde yarı alanda taktik ağırlıklı çift kale maç yaptılar.

Maç sırasında ikili mücadelede Furkan’ı geçemeyen Güiza, genç futbolcuya çelme takmak istedi. Bunun üzerine takım arkadaşları Güiza’yı uyardı.

Bu arada Antalya kampındaki antrenmanlarda takımdan ayrı hafif koşu yapan Dos Santos da, takımla çalışmalara başladı. Deniz Barış ise takımdan ayrı hafif koşu yaptı.

Kaynak : internetspor.com



Zorlu kapışmada Kepez güldü

Yazan: necatigma Tarih: Oca 17th, 2010 | Kategori:: Spor


Beko Basketbol Ligi’nde Erdemirspor, normal süresi 82-82 beraberlikle biten karşılaşmada Kepez Belediyesi’ne yenildi.

Erdemirspor, normal süresi 82-82 beraberlikle biten karşılaşmada Kepez Belediyesi’ne 97-96 yenildi.

Hava atışını kazanarak ilk hücumu gerçekleştiren Kepez Belediyesi, Buckman’ın üst üste basketleriyle durumu 5-0 yaptı. İlk 2 dakikası bu skorla geçilen maçta, konuk ekip Stanojevic ile bulduğu sayıyla aradaki farkı açtı. Periyodun 4. dakikası geçilirken Erkan ile ilk sayısını bulan Erdemirspor, baskılı oyununu arttırarak periyodu 20-17 önde tamamlamayı başardı.

İkinci periyodun ilk dakikaları karşılıklı basketlerle geçildi. Dengede devam eden maçın 15. dakikasına Erdemirspor 33-28 önde girdi. Bu dakikadan sonra Buckman’ın 3 sayılık basketleriyle dengeyi sağlayan konuk ekip, ilk yarıyı 41-38 üstün bitirdi.

3. periyotta ilk hücumu gerçekleştiren Kepez Belediyesi, Stanojevic ile sayı buldu. Erdemirspor, rakibine Funk ile karşılık verdi. İlk 2 dakikası 45-40 konuk takımın lehine geçilen çeyrekte, takımlar karşılıklı sayılar elde etti ve periyot 60-58 Erdemirspor üstünlüğüyle sona erdi.

Çekişmeli geçen maçın normal süresi 82-82 beraberlikle tamamlandı. 5 dakikalık uzatmanın son saniyesinde sayı bulan konuk ekip, maçı 97-96 kazandı.

ERDEMİRSPOR: 96 – KEPEZ BELEDİYESİ: 97

Salon: Erdemir
Hakemler: Halil Baldemir xx, Kaan Büyükçil xx, Semih Vural xx

Erdemirspor: Funk xx 19, Ümit x, Hakan xx 18, Kone xx 6, Erkan xx 7, Erdal x 3, Gordon xx 12, Williams xx 23, Nihat xx 8

Kepez Belediyesi: Stanojevic xx 15, Mazutis xx 2, Barış xx 6, Mehmet xxx 18, Buckman xxx 27, Erdem x 3, Levent xx, Gökper xx 1, Mesut xx 2, Foster xxx 23

1. periyot: 20-17
Devre: 38-41
3. periyot: 60-58
Beş faulle çıkanlar: 35.17 Mazutis, 37.13 Barış, 39.20 Buckman (Kepez Belediyesi) Normal süre: 82-82

Kaynak : internetspor.com


İstanbul 2010 Kültür başkenti gösterileri başladı

Yazan: UsLaNMaZ Tarih: Oca 16th, 2010 | Kategori:: Genel Haberler

İstanbullular, “2010 Avrupa Kültür Başkenti” etkinlikleriyle coştu
Üüİstanbul “2010 Avrupa Kültür Başkenti” ünvanını düzenlenen törenlerle resmen devraldı.
Düzenlenen etkinlikler çerçevesinde Sultanahmet Meydanı’nda Mehteran Takımı gösteri yaptı. Binlerce İstanbullu’nun izlediği gösteriler nefes kesti. Beylikdüzü’nde sahne alan Nil Karaibrahimgil ve Bağcılar’da enfes konser veren Zara vatandaşlara unutulmaz anlar yaşattı.

Birçok medeniyetin ve farklı kültürlerin izlerini taşıyan İstanbul’un “2010 Avrupa Kültür Başkenti” seçilmesi düzenlenen etkinliklerle kutlandı. Birçok noktada gerçekleştirilen havai fişek ve lazer gösterileri izleyenlere unutulmaz dakikalar yaşattı.

Osmanlı ve Roma medeniyetinin buluştuğu nokta olan Sultanahmet Meydanı’nda mehter takımı unutulmaz bir konser verdi. Binlerce İstanbullu gösterileri ilgiyle takip etti.

ıÜüDoğuya özgü Sufi müziğinin ilahi geleneği ile Batı müziğinin tınılarını ustalıklı bir şekilde harmanlayan Neyzen Mercan Dede de Sultanahmet’te İstanbullulara müzik ziyafeti sundu.

İstanbul’un 2010 Avrupa Kültür Başkenti seçilmesi birçok noktada coşkuyla kutlandı.

Beylikdüzü’nde Nil Karaibrahimgil muhteşem bir konser verdi. Bağcılar’da ise Zara binlerce İstanbullu’ya Türk Halk ve Türk Sanat Müziği’nin sevilen şarkılarını söyledi. (CİHAN)


Biber hapı faydali bitkiler fikralar e-ticaret kadıköy casus telefon kozmetik alexa yemek tarifi maltepe
Sayac Kodu
site ekle Internet Blogs - BlogCatalog Blog Directory