Vidicat.Net Hayatın Anlamı

Hayatı Anlayan Blog

'Bilinmeyenler' kategorisi icin arsiv

Albert Einstein aklı

Yazan: UsLaNMaZ Tarih: Şub 4th, 2010 | Kategori:: Bilinmeyenler

Albert Einstein aklı
Dahi mi deli mi?

Einstein, Almanya’nın Baden Wurttenberg şehrinde
doğar… (1879)

Babası kendi halinde tıkırdayıp duran
ama bir türlü parayı bulamayan bir mühendis, annesi
ise kemanı bırakıp, pianoya oturan, yaylısından
vurmalısına sazların alayını çalan, lâkin şöhreti
yakalayamayan bir müzik hastasıdır.
Yazinin tamamini oku →


Kutuplardaki Buzsuz Bölge Ve Gizli Araştırmalar

Yazan: necatigma Tarih: Oca 17th, 2010 | Kategori:: Bilinmeyenler

16. yüzyıldan kalma Piri Reis’in ünlü haritasında, kutupların buzlarla kaplı olması gereken bölgelerini niye göstermediği bugüne kadar açıklanamayan bir olgudur.

Amerikan Hava Kuvvetleri tarafından 1960 yılında yürütülen topografik bir çalışma sırasında, Piri Reis haritasının araştırılan kısmının yani Queen-Maud bölgesinin ve Palmer yardımadasının sahil şeridinin tam bir uygunlukla haritaya işlendiği tespit edilmiştir. Ayrıca Piri Reis haritasının jeolojik verileri, İsveç-İngiliz ortak keşfi gezisi sırasında (1949) yapılan Antarktika’nın yapısı ile ilgili bu kadar hassas belgelere nasıl ulaştığı bugüne kadar ortaya çıkartılamamıştır. (Yarbay Harold Z. Ohlenmeyer, 8. Teknik Keşif Filosundan, SAC, USAF, Westover AFB, MA)
Nazi Almanyası’nın 1938/39 yılları arasında yaptırdığı “Neuschwabenland” keşif gezisi sırasında da buzsuz bölgeleri rastlandığı rapor edilmişti. Amiral Byrd’le yapılan “High Jump” askeri operasyonunda, nakliye uçakları komutanı yarbay David Bunger de buzsuz bölgelere rastlandığını rapor etmişti. Queen-Mary bölgesi ve Knox-Land arasındaki bu bölge, o zamandan beri “Bunger’s Qase” diye adlandırılır.
Rus Güneykutbu araştırmacıları, bu buzsuz bölgeye “Polyana” adını vermişlerdi. Bu buzsuz göller bazen 300.000 km büyüklüğünde olabiliyor ve kutbu çevreleyen denizin her yerinde bulunuyordu. Ayrıca bu gölleri besleyen bilinmeyen –muhtemel yer altı kaynak suları- sıcak su kaynakları vardır. Bunlar içinde Weddel denizinde 3 yıl açık kalan Polyana’lar en bilinenidir. (Science New, 1982, 122, s. 183)
Son olarak 1996’da uydu verileri, kutup platosu yakınlarında eski bir Rus ileri karakolu olan Vostok çevresindeki buzun üç kilometre altında gömülü devasa bir gölü ortaya çıkardı. Sismik aletlerle göl ölçüldü ve bu sıcak su gölünde milyonlarca yıllık mikroorganizmaların yaşadığı öne sürüldü.
2 Nisan 1998 tarihli “Milliyet” gazetesinde Nilüfer Kuyaş’ın “Hayatın başlangıcına yolculuk” başlıklı yazısında çok ilginç açıklamalar vardı:
“Bilim adamları Antarktika buzullarının dört kilometre altında esrarengiz bir dünya keşfettiler. Yaşlı buzul kütlelerinin dibinde gizlenmiş Vostok Gölünde milyonlarca yıldır burayı mesken edinmiş mikroskobik canlılar bulundu.
Geçtiğimiz hafta sonu, St. Petersburg’da yapılan bilimsel toplantı, aslında iki yıldır bilim camiasının gündeminde olan bir konuyu birdenbire dünya kamuoyunun dikkatini çekti.
Bu projeyi NASA ile Rusya Bilimler Akademisi ortaklaşa yürütüyor. Güney Kutbu’na yaklaşık 1000 km. uzaklıkta Ruslara ait Vostok araştırma merkezinde sürdürülen çalışmalar, tam bir macera filmi gibi.
Ruslar buzu delerek saklı göle çok yakınlaşmışlar, ama birden kazı durdurulmuş. Keşfedilen göldeki doğal ortamı, dışarı gelecek etkilerden koruya-ak incelemek gerekiyor.
Kazının bundan sonraki bölümü “sıcak su testeresi” diyebileceğimiz bir yöntemle yapılacak; termal bir sonda, sıcak suyun açtığı yoldan derine indikçe kendi kendini sterilize ederek göle ulaşırken, tekrar ondan buzlar arkasından kapanacak.
Bilim adamlarının bu esrarengiz gölde çeşitli canlılar olduğundan şüpheleri yok; çünkü gölün üzerini örten buz kademelerinde hapsolmuş mikropları ve diğer mikroskobik canlıları uzun süredir inceliyorlar.
“Garip şeyler bulduk, bazıları daha önce hiç görmediğimiz şeyler!” diyor NASA yetkilisi Richard Hoover.
Mantar, sünger, bakteri ve yosun türlerine benzetme yolyula matrak isimler takmışlar. Miki Fare, Klingon, kirpi yahut hindi artığı adını verdikleri mikroorganizmalar, gelecekte, saklı gölde bulunabilecek diğer canlılar hakkında ipucu sağlıyor. İnceledikleri buz kalıpları en az 400.000 yıllık. Saklı gölün sularındaki yaşamın ise, birkaç milyon yıldır dış dünya ile temas olmadan sürdüğü tahmin ediliyor. Göldeki canlı zaman kapsülünün otuz milyon yıl önceki dünyada bağlantısı olması işten bile değil.
Bilim adamları Antarktika’daki saklı gölde kullanılacak sondaj yöntemlerinin, uzayda da uygulanabileceğini umuyorlar. Çünkü Jüpiter gezegenin uydusu Eropa’dan keşfedilen okyanus da kilometrelerce buzun altında duruyor.
Antartika’daki saklı göl, 25 yıldan fazla bir zaman önce keşfedilmiş; CIA’nın casus uydularından çekilen fotoğraflar sayesinde.”
Yukardaki açıklamalar bana 1982 yılında Amerika’da “Globe Mail” adlı bir dergide yayınlanan ilginç bir açıklamayı çağrıştırdı.
Dergi, “NASA bilim adamları, Güney Kutbu’ndan sıcak su ihtiva eden bir gölü, aynı zamanda büyük bir UFO üssünü keşfettiler!” diye yazmaktaydı. Yüzlerce mil buzlarla kaplı bir alanın ortasında Kaliforniya eyaletinin yüzölçümünden daha büyük bir göl keşfedilmişti.
Kaliforniya Üniversitesi emekli öğretim üyesi fizikçi Lane Childress’e göre, uzay gemilerinin üssü bu gölün dibinde idi. Bilim adamları bu gölü, Nimbus 5 uydusunun çektiği fotoğraf vasıtası ile keşfetmişlerdi. Childerss’in iddiasına göre, göldeki sıcaklığın nedeni uzaylıların gölün dibinde inşa ettikleri devasa şehirlerdi.
Bu ısı bütün yıl boyunca buzların erimesini sağlıyor ve uzaylılar da oradaki üsten faaliyete geçiyorlardı.
Bir NASA çalışanın itirafları:
1977 yılı Aralık ayında NASA’dan Tom Gates’in Arkansas’daki kolej öğrencilerine verdiği bir kurs’ta, öğrencilerden biri ona “Kutup Açıklıklarını” sorunca, Gates büyük bir şaşkınlıkla “Bunu da nerden çıkardın” diye karşılık verdi. Öğrenci, Bernard ve Gardner’in kitaplarını okuduğunu söyledi. NASA çalışanı sözlerine devam ederek şu açıklamayı yaptı;
“Biliyorsunuz, kutuplar üzerinden geçen uydularımız var. Bunlar bulutsuz ve berrak havalarda çok netlikle dünyanın içini görüntüleyebilmektedirler. NASA tarafından çekilen kutuplara ait fotoğraflar bütün dünyaya dağıtılıyor. Ancak kutuplardaki “Açıklığı” gösteren fotoğraflar sansürlenmektedir.
Kanada Hava Kuvvetlerinin Kuzey Kutbu’nun sıcak bölgelerindeki gizli görevi:
Kanadalı bir TV prodüktörü 1980’li yılların sonlarına doğru Bernard’ın “İç Dünya” ile ilgili kitabını okumuştu. Bir çalışma günü sonunda işvereni Terry Dowding ile bu konuları konuşurken, Dowding, Kanada Hava Kuvvetlerinin 40’lı yıllarda –kendisinin de katıldığı- gerçekleştirdiği bir görevden söz etti. Dowding’e göre, mürettebat Kuzey Kutbu’nda, yeşillikler ve kuşlar ihtiva eden sıcak bir bölgeye rastlamıştı. Geri dönüşleri esansında görevleriyle ilgili tek bir kelime bile etmemeleri emredilmişti.
Denizaltı askerlerinden biri suskunluğunu bozuyor:
1976 yılında Amerikalı bir yazar, “İç Dünya” üzerinde çekilecek bir film için senaryo yazarken, tesadüften bir denizatlıda askerliğini yapmakta olan genç bir donanma mensubu ile karşılaşır. Aralarındaki konuşma, “İç Dünya” konusuna gelince, genç asker onun bu konuda bilgi sahibi olmasına çok şaşırır. Asker önce konuşmak istemez, çünkü daha önce bu konuda konuşan diğer askerler tutuklanmışlardı. Kendisi de 6 aylık bir görevden yeni dönmüştü ve ona da bu konuda “mutlak sessizlik” emredilmişti O ancak şu kadarını söyleyebildi: “Kuzey Kutbu’nda araştırma yapan bir çok denizaltı vardı. Görev sonuçlarının askerler arasında konuşulması ve tartışılması kesinlikle yasaklanmıştı. Askerin dikkatini çeken çok önemli bir şey vardı: Resmen aynı yeri araştırmalarına rağmen, her seferinde başka bir bölgenin haritası çıkarılıyordu.”

Essa 7 uydusundan aynı fotoğrafın 1967 yılında çekilmiş siyah beyaz hali mevcut.
Bugün google earth’ e baktığımız zaman güney kutbu tamamen puslu bir kamufle vardır. Ve o bölgeye bakılamıyor yalnızca merkeze tıklandığında bazı fotolar mevcuttur.
Kuzey Kutbu’nun altındaki denizaltı araştırmaları:
Amerikan nükleer denizatlısı “Nautilus”, 1958 yılında “Operasyon Sunshine” adıyla anılan Kuzey Kutbu’nda bir keşif gezisine çıktı. Amiral A. Burke’un komutası altında “Nautilus”, 1-6 Ağustos tarihleri arasında kutbun buzullarının altına bir yolculuk yaptı. Deneme yolculuğu sırasında yanlış bir yere gidilmesine rağmen, denemenin başarı ile sonuçlandığı açıklanmıştı.
Yolculuk sırasında mürettebata sıcak iklimlerde kullanılabilecek giysiler verilmiş ve “mutlak sessizlik” emri verilmişti. Mürettebat, diğer denemelerde öngörülmemiş güçlüklerle karşılaşmıştı. Ayrıca onlar kutbun altında yalnız su olmadığını da görmüşlerdi. Kutbun altından geçiş denemesi esnasında, yollarına engel olan yer dalgası ile karşılaşmışlardı. 25 m. kalınlığında buz ve yer dalgası arasında sadece 10 m. yer kalmıştı.
Prensip olarak Amerikan Deniz Kuvvetlerinin bütün denizaltı operasyonları gizli tutulmaktaydı.
Natulius’dan sonra, 1958-1962 yılları arasında “Skate”, “Sargo” ve “Seadragon” adlı Amerikan denizatlıları Kuzey kutbunun buzlu sularında aktif görev aldılar. SSCB de “Leninsky Komsomol” adlı denizaltı ile 1962 yılında Kuzey Kutup denizinin haritasını çıkartmıştı.

Yahudiler Hakkında ki İnanılmaz İddia

Yazan: necatigma Tarih: Oca 17th, 2010 | Kategori:: Bilinmeyenler

Yahudi yazar Arthur Koesler

“Yahudi diye bilinen ırk, Rusyadan gelen bir göçebe halktı.”

“Dünyada 1,5 milyon gerçek Yahidi vardır. Geri kalanların, İsrail ile hiç bir alakaları yoktur.”

“Eski Ahit’i de, İncil’i de Levi’ler yazdı.” Demiştir.

Yunan tarihçi Heredot

Mısır tarihinde, kitle göçü diye bir olay olmadığını ve Yahudilerin Mısır da yaşamadıklarını söylemişti.

Plato

Heredot un görüşlerine sahipti.

Mısırlı tarihçi Minetto

Mısır tarihinde kesinlikle Yahudi diye bir ırkın olmadığını, bu ırka mensup bir tane dahi mezar veya yazıt olmadığını, Mısır arşivlerinde, Yahudiler ile ilgili bir bilginin olmadığını belirtmektedir. Mısır Krallığı arşivciliğe ve tarihi bilgilere çok önem verirdi. Mısır tarihinde hiç Yahudilerden bahsedilmemiş olması, Yahudilerin tarihi yanılttıklarının kanıtıdır demiştir.

Üstelik Tarihçi, “İbrani dini ve yasaları yoktur, çünkü İbrani diye bir ırk yoktur” demiştir.

Alman yazar Dr. Erich Bromme

Babil’e esir düşen Yahudilerin hiç geri dönmediklerini belirtmiştir. Yahudilerin düzgün bir tarihleri olmadığı için, Babil’deki esaretlerini Mısır tarihine uyarlaya-ak değiştirmişlerdir. Babil’de bulunan ünlü kişilerin isimlerini, Mısır daki isimler ile değiştirip kendilerine yapay bir tarih yarattıklarını belirtmiştir.

Mısırlı Ejiptolog Mustafa Gadalla

Tevrat’ta ve Eski Ahit’te adı geçen şahısların ve tarihlerin, gerçekler ile alakası olmadığını ve uydurulmuş düzmece bir senaryo olduğunu belirtmiştir.

Davut’un Sion Yıldızı, aslında Mısırlıların devlet mühürü olduğunu belirtmiştir. Yahudilerin sembollere önem verme geleneği, Babil esaretinde oluştuğunu, fakat Babil de yaşarlarken, hiç alakaları olmayan Mısır tarihini ve sembollerini kendilerine mal ettiklerini söylemiştir.

Tel Aviv Üniv. Yahudi asıllı Prof. Ze’ev Herzog

İsrailli lerin hiç Mısırda bulunmadıklarını ve buna dair hiç bir iz bulunamadığını belirtmiştir. Yahudilerin, M.Ö. 3000 den beri Musevi olduğu ise, tarihi bir saptırma olduğunu, aslında Yahudilerin ancak M.Ö.700 yıllarında Museviliği benimsediklerini, o tarihe kadar putperest olduklarını ve canlı canlı çocuk yakarak kurban ettiklerini belirtmiştir.

Üstelik; Yahudilerin Mısır’dan kaçtıklarını ileri sürdükleri tarihte, Filistin bölgesi zaten Mısırlıların toprakları idi

demişti.

Yahudi araştırmacı İsrael Finkelstenin

Yahudilerin Mısır da hiç bulunmadığını ve Yahudilerin sadece Kenanlı göçebeler olduğunu tespit etmiştir.

Prof. Hook

Süleyman Mabedinde, M.Ö. 700 yılına kadar çocukların yakılarak kurban edildiğini söylemişti.

Yahudi Tarihçi Josephus

İsrailliler, Mısır da bulunmadı. Mısırda bulunanlar Yahudi değil, Hiksoslardı diye yazmıştı.

Heilderberg Ünv. Ejiptolog Jan Assmann

Hz. Musa, kesinlikler yahudi değil, Mısırlı soylu bir aileden olduğunu yazmıştı.

“Sion Yıldızı simgesi, Mısır Firavunlarının mühürüdür” demişti.

Toronto Ünv. Donald P. Redford

Tora ve Eski Ahit te yazılan göç hikayesi (exsodus),aslında Mısır devlet düzenine uymayan ve Mısır dan kovulan Hiskosların tarihidir. Hiksoslar, Yahudi dediğildi. Yahudiler, hiç Mısır da bulunmamışlardır. Hiksosların Tarihini ve hikayelerini, kendilerine mal etmişlerdir. Yahudiler, Babil Kralı Nabukadnezar tarafından esir alınıp Babil’eg*türülmüşlerdi. Uzun yıllar sonra, Babil den sürülen Yahudilerin sürgün hikayesi, Mısırdan kaçış hikayesine dönmüştür. Sonra, düşmanları olan Firavun Ahmose nin adını “Musa” olarak değiştirmişlerdir.

Tarihçi Dawn Breaster; Mısır da Mermose diye bir isyancının peşine insanları katarak Habeşistanag*türdüğü söyler.

Paulusyen Tarikatı (Anadolu Hıristiyan Gnostizmi)

Eski Ahit’in, Yahova’ya tapan hırsız ve hilekar bir ırk tarafından yazıldığını ve tamamen aldatmaca olduğuna inanıyorlardı. Paulusyenlere göre Yahudiler, hırsız ve serseri bir ırk tı. Onları Orta Doğuda dolaşan, evsiz barksız çingene sürüsü olarak nitelendiriyorlardı.

Paulusyenlere göre dünyaya gelen tüm peygamberlerin, Yahudiler tarafından katledildiği bir gerçekti.

Paulusyenlere göre Esseniler, Sümerden gelen rahiplerdi, kesinlikle Yahudi değildi.

Paulusyenlere göre Yahudi soyundan, hiçbir peygamber çıkmamıştır. Yahudiler, Hz İbrahim ve Hz. Musa yı kendi soylarından olduklarını söylemelerine rağmen, İnanmazlardı. Paulusyenler bu konu ile ilgili olarak, Kur’an ayetlerini araştırmış ve Müslüman alimler ile fikir birliği yapmışlardı.

İngiliz Yazar David Icke

Babil esareti sırasında Babil deki sürgünler, İbrani değil Levilerdi. Eski Ahit Levilerin uydurmasıdır. Exsodus hikayesi, Mısır gizem okullarından çalınma bir kılıftır. Yahudiler tarihi yanılmak ile, Tevrat’ta bahsedilen “vaat edilmiş topraklar” ın yerini değiştirme çabası içindedirler. Çünkü, Tevra’ta bahsedilen vaat edilmiş topraklar Arabistan çölleridir.

Tarihçi Turgut Gürsan

İbraniler, İsrail’li veya Yahudi değildi. İbraniler, Mısır gizem okullarını kuran Hiksoslardı.

Araştırmacı Smyrnian Bartunyus (cazy Smyrne)

“Orta Doğu da Yahudi diye bir ırk yoktur. Yahudiler, Yemen den göç eden Kenanlılardır. Kenan diyarından da Filistin’e göç eden bir grup Yahudiler, savaşmak zorunda kaldıkları Babilli’lere esir düşmüş ve Babil’eg*türülmüşlerdi. Yani Yahudiler, Filistin de yaşama fırsatını bulamadılar bile. Babil’eg*türülen Yahudiler, hiç geri dönmediler. Mısırdan kaçan Hiskoslar, Filistin diyarına yerleştiler. Babil Krallığının güç kaybetmesi ve bölgede iktidar boşluğuna sebep olması nedeni ile, Hiksosların Filistine girmesi ve yaşamasına sebep olmuştur. Mısır’dan kaçan halk, Hiksoslar (isyancı Mısırlılar) olup, kesinlikle Yahudi değildir.

İlerleyen zaman içinde; Mısır’dan kaçıp Filistin de yaşamayı sürdüren Hiksos halkının içine, Kenan diyarından gelmeye devam eden Yahudiler karışmıştır. Filistin topraklarında Hiksoslar ile yaşamlarını sürdüren Yahudiler, uzun yıllar sonra Hiksosların tarihini kendilerine mal ettiler. Tevrat inancına sahip olan Yahudiler, Mısır soyundan olan Hz. İsa yı hiç kabul etmediler. Yadudilerin düşüncesi, kendi soylarından gelecek olan bir peygamberin kral olması idi. Kral olabilmesi ihtimali nedeni ile, Hz. İsa’yı katlettikler. Ve bu hayal ile Filistin topraklarında birçok ayaklanma gerçekleştiren Yahudiler, Roma İmp. tarafından dünyanın birçok yerine sürülmüştür. Roma imp., Kudüs ve Filistin de bir tane bile Yahudi bırakmamıştır.Tarih bunu doğrulamaktadır. Filistin topraklarında yine Hiksoslar yaşamaya devam etmiştir. Fakat, Yahudiler Filistin topraklarından sürüldüklerinde Hiksosların tarihini kendilerine çoktan mal etmişlerdi bile.

Uydurulan Eski Ahit, Kabala, Tora ve yalan tarihleri ile Avrupada ve dünyanın bir çok yerine dağılan Yahudiler, tekrar Filistin’e geri dönme hayalleri ile yüzlerce yıl yaşamışlardır. Yahudi bilginleri, bu gizli ve sahte tarihi yeni gelen nesile öğrettiler. Çünkü, Filistin topraklarına tekrar geri dönmenin tek açıklanabilir sebebi, sahte Ahit’teki “vaad edilmiş topraklar” hikayesine sıkı sıkı sarılmaktı. Yahudilerin gerçek toprakları, Arab Yarım adasının çölleridir, yani “Kenan bölgesi”. Kenan bölgesine de, Yemen’den göç etmişlerdir. Yahudilerin, Filistinde ve Orta Doğu topraklarında hiçbir hakkı yoktur. Şuan Filistin toprakları Filistinlilerindir, kendi topraklarıdır ve haklarıdır. Hiksoslar diye bilinen Mısır kaçaklarının torunları ise, bugün Filistin, Suriye, Ürdün ve Lübnan bölgelerinde yaşamaktadır.

Evet şimdi örtünün kalktığını ve birçok bilginin su yüzüne çıktığını görebiliyoruz.


Gökyüzündeki Esrarengiz Kentler

Yazan: necatigma Tarih: Oca 17th, 2010 | Kategori:: Bilinmeyenler

Zaman zaman ufukta bilinmeyen kentlerin görüntülerinin belirdiği bir çok eski kayıtta anlatılmaktadır. Halen çözülemeyen bu sır insanın hayal ürünü müdür yoksa zaman içinde bir yansıma mıdır? Bilinmez. Belki de başka boyutlara açılan kapıdan sızan bir imajdır. Kimbilir!

İngiliz Bilim Cemiyetinin yayın organı olan Transactions ‘da 1847 tarihinde Dr. D. P. Thomson 27 Eylül 1846 günü öğlen saat 3 sıralarında Liverpool Hayvanat Bahçesinde Edinburg kentinin panoramik bir modelinin gözlemlendiğini bildirmektedir. Edinburg Liverpool ‘un yaklaşık 325 km. kuzeyindedir. Dergiye göre “Birkenhead’daki Büyük Parkta oturan iki kişi Liverpool üzerinde bulutlar arasında yükselen Edinburg ‘un görüntüsünü yaklaşık kırk dakika izlemişlerdir”.
Londra Times gazetesine göre 28 Temmuz 1846 tarihinde saat sabah 3:30 sularında Stralsund yakınlarında bir başka mucize görüntü oluşmuştu. Baltık kıyılarından kısa bir yürüyüş mesafesi kadar uzaklıkta bulunan Rugen Adası üzerinde Stalsund kentinin mavi soluk hayali 15 dakika kadar gözlemlenmiştir. Görüntü o kadar netti ki, Gotik St. Mary kilisesinin ön yüzü kolayca seçilmekteydi.

Amerikalı maden arayıcısı Willoughby, Alaska-Yukon sınırında bululan Fairweather Dağı yakınlarında her yaz bir kentin gökyüzünde belirdiğini yerlilerden duyduğunu bildirmiştir. Willoughby 1887 senesinde bu mucizeye tanıklık yaptığını söylemiş ve olayın doğruluğunu kanıtlamak için bir resim sunmuştur. 1889 yılında New York Times Willoughby’ın fotoğrafındaki kentin İngiltere’deki Bristol olduğunu açıklamıştır. Hikaye ve fotoğraf Madenci Bruce’un Alaska adlı kitabının sonraki basımlarında yayınlanacaktır.

Alexander Badlam’ın Wonders of Alaska – Alaska’nın Harikaları adlı kitabında başka iki şehrin Muir Glacier üzerinde görüldüğünden bahsedilir. Badlam Willoughby’ın Bristol’a ait olduğu kabul edilen ve açık bir şekilde kilise ve evlerin ön cephelerinin görüldüğü resmini yeniden bastırdı. Bunun yanında Afrika veya Asya’ya ait buzullar üzerinde ikinci bir şehir resmi eklenmişti. Badlam, fotoğrafı çeken kişinin cıva tavasına yerleştirdiği bir kamera ile mucizeyi görüntüleyebildiğini ve kentin körfez sularına battığına inanıldığını belirtir. Üçüncü şehir bir fotoğrafa bakılarak çizilmiş bir taslaktı ki, silik olarak görülen kule ve kilise bacalarının sivriliğinden Fata Morgana veya Messina körfezine ait olduğu kanısı uyandırmaktaydı.

Badlam”ın yenilip yutulması zor uçuk öyküleri içinde bulunan gökyüzünde görülen kente dair olanları başka tanıklar tarafından da tekrarlanacaktır.Bunlardan biri St. Elias Dağı Dük d’Abruzzi Keşif Gezisi üyesi olan C.W.Thornton, madenci Bruce ‘a 1887 yazında böyle bir kenti kendinin de gördüğü anlattı. L.B. French 1889 senesinde New York Times gazetesinde çıkan Fairweather Dağı yakınlarında içindeki evler, sokaklar, geniş binalar ve hatta cami ve kiliselerin görüldüğü kente dair haberlerinden alıntılar yapar. Londra ‘nın haftalık Times ve Echo gazeteleri 1897 senesinde “Yukon Goldfields” da gökte bir kent görüldüğü haberini şöyle yazar; “…Kuzey Kutbunun öte tarafında bilinmeyen bir ülkeye ait bir kent olsun veya olmasın yıl içinde zaman zaman açığa çıkan bu mucizeyi gören tek bizler olamazdık”.

Benzer bir fenomen İrlanda’da gerçekleşti. Peri kaleler veya “Duna Feadhreagh” görüldüğü uzun süredir rapor edilmektedir. Antrim, Donegal ve Waterford kıyılarında büyüleyici adalar denizden göğe doğru uzanarak görülürler.

Connaught’un Tarihçesinde 1684 senesi kayıtlarında şunlar yazılmaktadır; “Arran’ın batısında büyük bir kayalıkada vardır. Bazen uzaklarda; içinde atları, kaleleri,kuleleri ve bacaları ile bir kent silueti görülür. Bazen bu bacalardan dumanlar tüter ve kentte sağa sola giden insanlar seçilebilir. Bazen de yelken ve gövdeleriyle birkaç gemiden başka bir şey görülmez.”

1817 yılında Rathlin’de her sekiz yılda bir denizden yükselerek dışarı çıkan yeşil bir adanın görüldüğüne inanılırdı. Dikkatlice bakıldığında ada içerisinde mücadele eden insanlar görülmekteydi.

Youghal’da 1797 yılı ekim ayında hareket eden bir kent görüldü. Haziran 1801 debilinmeyen bir kent evleri ve arkasında ormanı ile belirdi.

Dr. Thomas Introduction to Meteorology-Meteolojiye Giriş adlı eseirnde 1833 Haziranında okyanus açıklarında Portbalintrea’da gittikçe yükselen hayalet bir kent gördüğünü yazmaktadır. Seçkin jeolojist Sir Charles Lyell, Kuzey Amerika’yı ikinci ziyareti sırasında Ontario Gölü üzerinde gökte Toronto kentinin görüntüsünü seyrettiğini yazmaktadır.

Gökyüzünde sadece hayalet kentler değil; ordular, gemiler görüldüğüne dair detaylı bilgiler bulunmaktadır. Bu fenomen hava şartlarının insanı yanıltan görüntüler üretmesinden çok daha detaylı ve bilinmeyen bir gücün etkisiyle açığa çıktığı düşünülmelidir.

İngiliz bilim dergisi Nature ‘de 1882 Mayısında Alaska ve İrlanda efsanelerinde geçenlere bezer mucizelerden bahsedilmektedir;

İsveç’in güneyinde sıklıkla görülen bir olay dikkate değerdir. Bize zaman zaman yüksek binalar, şehirler ve kaleleri ile hareket eden nesnelerin görüntülerinin gökte saatlerce gözlemlendiği anlatıldı. Ve gene öğrendiğimize göre benzer görsel doğa olayları geçen hafta Orsa gölü üzerinde seyredilmişti. Çok sayıda gemi silueti sanki uçarcasına göl üzerinde hareket etmekteymiş. Hatta bacalarından duman tütmekteymiş. Manzara değişmeye başlayınca araçlar gölde üzerinde az sayıda bitki bululan bir ada görüntüsüne dönüşmüş. Daha sonra manzara ince bir sis gibi dağılmış. Bu olay saat 4 den 7 ye kadar sürmüştür. Seyredilmeye değer bir manzara oluşmuştur.


Kayıp Dünya” Papua Yeni Gine’de Bulundu

Yazan: necatigma Tarih: Oca 17th, 2010 | Kategori:: Bilinmeyenler

Sir Arthur Conan Doyle’un yaklaşık yüz yıl kadar önce yazdığı bu bilim kurgu türündeki romanı Steven Spielberg’in yapımcısı ve yönetmeni olduğu ünlü Jurassic Park filmine ilham vermişti. Bu romandan yaklaşık yüz yıl sonra 2007 yılında ABD’li, Avustralyalı ve Endonezyalı bilim insanlarından oluşan uluslararası bir araştırma ekibi benzer bir şekilde “Kayıp Dünya”yı bulmuştu. Onların “Kayıp Dünya”sında her ne kadar dinozorlar ve dev kuşlar yoktu ama evrim ve biyoçeşitlilik konusunda ufkumuzu açacak yeni pek çok tür bulunmuştu. Bunların arasında yeni kelebek ve kurbağa türleri ile bir dizi şaşırtıcı bitki bulunuyordu.
Bu büyüleyici “Kayıp Dünya”, Yeni Gine’deki Foja Dağları’nda keşfedildi. Bulunan ekosistemin en önemli özelliği hiç insan elinin değmemiş olmasıydı. Bölgedeki yerel kabile üyelerinin bile böyle bir bölgeden haberleri yoktu. Ekibin en önemli keşfi ise honeyeater denilen yeni bir kuş türü oldu. Yeni Gine’de altmış yıldan fazla bir zamandır yeni bir kuş türü keşfedilmemişti. Tüm bunlara ek olarak, araştırmacılar bu bölgede yüzyıl önce yaşayan Carola cennetkuşunun soyunun tükendiğini düşünüyorlardı. Bu türün ilk kez 19. yüzyılda bu bölgede yerli avcılarca yakalandığı ve keşfedildiği biliniyor. Kayıp Dünya bu kuşa da ev sahipliği yapmaktaydı. Yine soyu tükendiği düşünülen bir tür ağaç kangurusu da aynı ekip tarafından bölgede bulundu. Bölgede bulunan pek çok canlı, insanlardan korkmuyordu.
İşte bu keşiften iki yıl sonra, BBC kanalı için Papua Yeni Gine’de yer alan bir volkan krateri ile ilgili belgesel film çekmeye giden BBC’nin Doğa Tarihi Birimi ekibi geçtiğimiz haftalarda bu kraterde kayıp dünyanın bir benzerini buldu. Bu ekipte filmciler, akademisyenler ve bilim insanları bulunmaktaydı. Belgesel çekimi sürecinde yaklaşık otuz yeni tür bulundu. Çekimler sönmüş bir yanardağ olan Bosavi Dağı’nın kraterinde yapılıyordu. Bulunan yeni türler işte bu krater bölgesinde yaşıyor.

Bunlar arasında yaklaşık 82 cm boyuyla dünyanın en büyük kemirgenlerinden dev bir sıçan da bulunuyor. Bu sıçanın boyu tüylü bir ev kedisi kadar neredeyse. Resmi tür adı henüz verilmese de ekip bu sıçana Bosavi tüylü sıçanı ismini vermiş. Bu kraterde yine on altı yeni kurbağa türü keşfedilmiş. Bölgenin insansız bir bölge olması, kraterin farklı ekolojik koşulları yeni keşfedilen bu türlerin evrimleşmesine olanak tanımış.
Bilim insanları hemen hemen her gün yeni türler buluyor. Hatta bu iş rutinleşti diyebiliriz.

Yalnızca 2006 yılında yeni 17 bin canlı türü keşfedilmiş ve tanımlanmış. Milyonlarcası ise tanımlanmayı bekliyor. Bugün laboratuarlarda yeni türler oluşturma yolunda önemli adımlar atılıyor. İnsan elinin erişemediği bölgelerdeki türler hala keşfedilmeyi bekliyor. Okyanus derinlikleri, yağmur ormanları bu tür bölgelerden. Keşfedilmeyi bekleyen bu kadar tür varken bir taraftan da pek çok türün hızla yok olmasını izliyoruz. Bu canlıların soylarının tükenme hızlarının doğal süreçlerle karşılaştırıldığında on bin kat daha hızlı olduğu söyleniyor


Dünya’nın Konuştuğu Meksikalı Yaratık

Yazan: necatigma Tarih: Oca 17th, 2010 | Kategori:: Bilinmeyenler

Bir Meksika TV kanalı 2007 yılı içerisinde Meksiko’da bir çiftçinin bebek ‘uzaylı’ ele geçirdiği şeklindeki inanılması güç bir haberi tüm dünyaya duyurmuştu.

Çiftçi, yaratık yavrusunu su dolu bir hendeğin içinde boğmuş ve aradan iki yıl gibi bir zaman geçtikten sonra bilim adamları bu uğursuz görünümlü ceset üzerinde elde ettikleri sonuçları kamuoyuna açıklamaktaydılar.

Geçen senenin sonunda Marao Lopez yakalamış olduğu artık kuruyarak mumyalaşmış haldeki yaratık cesedini araştırmaları ve DNA incelemesi için üniversiteli bilim adamları götürmüştü.

Çiftçi yaratığı yakaladıktan sonra boğmuk için üç kere suya soktuğunu ve saatlerce suda tuttuğunu anlatmıştı.

İncelemeler sonunda bilim adamlarınca türü teşhis edilemen yaratığın iskelet yapısının bir sürüngene ait olduğu ancak diş yapısının insana benzediği anlaşıldı. Dişler aynı bizlerdeki gibi çok köklüydü. Ayrıca solunum sistemi uzun süre su altında kalacak yapıdaydı..

İnsanı andıran özellikleri çoğunluktaydı.

Bir kere beyin vücuduna göre oldukça büyüktü, özellikle arka bölümü insan beynini andırıyordu ki, bu onun çok akıllı bir tür olduğunun kanıtıydı.

Tüm incelemelere rağmen uzmanların hepsi cesedin orjini konusunda farklı düşünmekteydiler. Kimilerine göre ceset bilinmeyen bir tür hayvandı, kimisine göre maymun cenini bazılarına göre ise dünya dışı bir yaratıktı.

Bu olaydan sonra Lopez’in ölümü ile sır perdesi bir kat daha arttı.

Amerikalı UFO araştırmacısı Joshua P. Warren çiftçinin daha sonra yol kenarına park edilmiş bir araç içinde yanarak öldüğünü açıkladı.

Arabayı saran alevler normalden çok daha sıcak olduğu açıklandı. Lopez’in ailesi uzaylıların çocuklarını öldüren Lopez’den intikam aldıklarını düşünmekteler.

Olayın gerçekteştiği bölgede sıklıkla UFO gözlemi yapılması ve çok sayıda ekin halkası oluşum bulunması sebebiyle yöre halkı Lopez’in hikayesininin doğruluğuna inanmaktalar.

Meksikalı UFO uzmanı Jaime Maussan hikayeye bir ekleme daha yapmıştır. Ona göre olay bir aldatmaca değildir. Çiftçinin kendisine olay sonrasında uzaklaştığı sırada ikinci bir yaratık daha gördüğünü söylediğini açıklamıştır.

Hikaye BILD gazetesinde yayınlanır yayınlanmaz Batı dünyasının da ilgisini çekmiş ve gazete okuyucularının hararetli tartışmaları internete de yansımıştır. Bazıları bunun bir uzaylı olduğu iddia etmekte, kimine göre bir mayman yavrusu cesedi.. Uzaylı olmadığını savununlar yaratığın niye çıplak gezdiğini merak ediyorlar.

Hikaye taa Çine ve Kore’ye kadar yayılmıştır.

UFO gözlemlerinin en yoğun olduğu bu bölgede şu anki durum budur..

Kaynak: Daily Telegraph


Evrende Marduk Gezegeni Keşfedildi

Yazan: necatigma Tarih: Oca 17th, 2010 | Kategori:: Bilinmeyenler

Son günlerin en tartışılan konularından Marduk’un keşfedilmesinin 20 yılı aşkın bir tarihi var. Keşfin öyküsü, NASA’nın 1983 yılında ikinci bir güneş sisteminin var olup olmadığını görmek için IRAS isimle uyduyu uzaya göndermesiyle başladı.


Aylar sonra IRAS, Güneş Sisteminden 50 milyar mil uzaklıkta olan devasa bir gezegen keşfetti. Bu şaşırtıcı keşif, 21 Aralık 1983’te Washington Post gazetesinin birinci sayfasına “Gizemli Bir Gök Cismi Keşfedildi” başlığıyla haber oldu.

Marduk’un IRAS uydusu tarafından keşfedilmesinden 7 sene önce Azeri yazar Zekeriya Sitchin Sümerlilerin binlerce sene önceden kalan tabletlerini okuyarak her 3,600 senede bir Güneş Sistemi’ni ziyaret eden Marduk hakkında “12’nci Gezegen” adlı kitabı yayımlamıştı.

Sümer yazıtlarına göre, Marduk’un uydularından biri binlerce sene önceki bir ziyarette Tiamat adındaki bir başka gezegene çarparak, bugün Mars ile Jüpiter arasında bulunan Asteroit Kuşağının oluşmasını sağladı.

Marduk’un dünyadan ilk olarak görülmesi ise 21 Ekim 2003’te Kaliforniya’daki Mount Palomar Gözlemevi’nden 1,22 metre boyundaki Oschin teleskopu ile oldu. Senelerce bu gökcismini gizliden gizliye takip eden Vatikan Astronomi Merkezi, sonunda konuyu ele almak üzere 19 ülkenin bilim adamını bir araya getirdi.

Marduk astronomlar tarafından 2003-UB-13 olarak adlandırıldı. Marduk hakkında yazılmış en ünlü kitabın sahibi Zecharia Sitchin’e göre gezegenin 7 uydusu bulunuyor.

Nam-ı diğer Nibiru ve Eris hakkında en ünlü ikinci kitabın yazarı ise Andy Lloyd. Lloyd’a göre Güneş’in ölü ikizi olan Kara Yıldız sistemi, Marduk dâhil olmak üzere 7 gezegen içeriyor. Bu gezegenlerden altıncısı 6 bin sene önce Sümerlilere hayat veren uzaylı Tanrılar olduğu öne sürülen “Annuaki”nin yaşadığı Dünya benzeri bir gezegen.

Kara Yıldız sisteminin son ve yedinci gezegeni Marduk ise, Lloyd’a göre 7 uydusu ve arkasında kuyruk gibi uzanan uzay enkazı ile bir savaş üssü hatta savaş gemisi görevi görüyor.

Dünyanın Manyetik Alanları Marduk Gelişi ile Nasıl Etkilenecek?

Her ne kadar bilim adamları henüz üzerinde tam bir görüş birliğine varmamış olsalar da Marduk’un yaklaşmasının dünya üzerinde de ciddi etkilerinin olabileceği belirtiliyor. Bunların başında ise yerküreyi zararlı ışınlardan korumak gibi hayati bir işlevi de olan manyetik alanın etkilenmesi geliyor.

Marduk’un manyetik alan üzerinde ciddi bir sapmaya neden olması neticesinde devasa dalgaların oluşmasından, şiddetli depremlerin görülmesinden, volkanların faaliyete geçmesinden ve yıkıcı hortum ile fırtınaların ortaya çıkmasından korkuluyor.

Bu kadar ciddi sonuçlarının olmasından korkulan bu gökcismini bu kadar yakından takip eden ilk kuşak elbette ki biz değiliz. Mayalar, yarattıkları bir takvimde Marduk’un seyrini ve Güneş Sistemi’ne girişine de yer verdiler.

Söz konusu bu Haab takviminin sona erdiği gün ise Marduk’un gelişini gösteriyordu. Bu takvimin son günü Gregoryan takviminde yani şu an bizim kullandığımız modern takvimde 21 Aralık 2012’ye denk geliyor.

Maya’lara göre Haab takviminin sonu ile 5’inci Güneş Dönemi sona erecek ve insanlık 6’ıncı Güneş Dönemine girecek. Bazı uzmanlar, Haab takviminin sona ermesinin dünyanın kendi ve güneş etrafında dönüş süresinin değişeceğini, yani bir başka deyişle bir gün ve bir yılın uzunluklarının değişeceğini savunuyor.

İŞTE FELAKET SENARYOLARI:

* Dünyanın Kuzey ve Güney manyetik kutuplarının konumları değişecek,

* Dünya ekseni 180 ile 240 derece değişerek Güneş’e olan sabit konumunu kaybedecek,

* Ekvator çizgisinin konumundan sapması ile iklim değişiklikleri baş göstermeye başlayacak,

* Ortaya çıkan manyetik çekim gücü, erimiş demir haldeki dış çekirdeği yer kabuğuna yakınlaştıracak ve tüm yanardağlar patlama noktasına gelecek.

* Manyetik titreşimlerin bozulması ile okyanusların altındaki su akıntıları durma noktasına gelecek ve zamanla ısınan-durağanlaşan su, deniz yaşamına imkân vermeyecek,

* Büyük parçalar halinde erimeye devam eden kutuplar yok olma noktasına gelecek.

* Dünyanın değişen ekseni ile güneşe tekrar konumlanması ve kuzey manyetik kutbunun Siberya’ya kayması, bugün çöl ve kurak olan alanları su cennetine çevirecek.

* Kutupların erimesi ile okyanuslara yayılacak tatlı su, ısı-tuz dengesini bozacak ve golfistrm akıntısının durması ile başta Kuzey-Batı Avrupa ve Kuzey-Doğu Amerika olmak üzere birçok coğafyada dondurucu soğuklar baş gösterecek,

* Yer kabuğu altındaki lav ve yer katmanlarının hareketleri ile depremler görülmeye başlayacak ve şiddetleri ile sayıları Marduk yaklaştıkça artacak.

İDDİALARA GÖRE GÜN GÜN MARDUK’UN SEYRİ

Ortaya atılan teorilere göre, Marduk, 21 Aralık 2012’de, yani Haab takviminin son gününde ikinci bir güneş gibi tepemize dikilecek ve Ay ile neredeyse aynı büyüklükte gözükecek.

* Marduk, Dünya ile iki kere yakınlaşma gösterecek. Bunlardan ilki 7 Eylül 2012’de gerçekleşecek ve bir süre boyunca yaklaşma-uzaklaşma hareketi devam edecek. Son yaklaşma ise 27 Nisan 2013’te olacak.

* Bir diğer iddiaya göre ise bu yaklaşma hareketi farklı bir takvime göre olacak. Marduk en yıkıcı etkisini sadece 21 Aralık 2012’de göstermeyecek. Çünkü Dünya, 14 Şubat 2013’te Marduk ile Güneş arasına girecek. Araştırmacılara göre en korkunç deprem, sel ve fırtınaların yaşandığı tarih bu gün olacak ve yer kabuğu buruşturulan bir kâğıt gibi bozulacak. Milyarlarca insan hayatını kaybedecek, hayatta kalanlar açlıktan kırılacak. Marduk, Güneş Sistemi’ni 1 Temmuz 2014’te terk edecek ve manyetik alanlar üzerindeki etkisi azalmaya başlayacak.

* Eğer sanıldığının aksine, Marduk, Mars ile Jüpiter’in değil, Mars ile Dünya arasına girerse, Marduk’un uydularından biri Dünya’ya çarpabilir. Bu durumda Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki döngüsü en az 3 gün duracak. Bir tarafta 3 gün aydınlık, diğer tarafta 3 gün karanlık olacak. Tüm iletişim ve enerji ağı çökecek.

“HERŞEY GÜZEL OLACAK” DİYEN DE VAR

Mayalardan kalan bilgiler doğrultusunda Dünya’nın içine gireceği 5’inci Güneş Dönemi’nin tam bir aydınlanma ve barış safhası olacağına inanan insanların sayısı hiç az değil.

İnternette sayısız sitede gruplaşan insanlar, 2012’de insanlığın uzaylı ırklarla sonunda tanışacağını ve uzayın birçok köşesinden gelen ırklar ile kusursuz bir barış sürecinin başlayacağını düşünüyorlar.

Diğerleri ise Dünya’nın içine gireceği yüksek titreşim frekansları ile evrenselliğin; bilim, tıp, arkeoloji ve sanatın tavan yapacağı yeni bir rönesans devrinin başlayacağını öngörüyor.


Dünya Tarihinin En zor 7 Ölümü

Yazan: UsLaNMaZ Tarih: Oca 3rd, 2010 | Kategori:: Bilinmeyenler

Bugün Sizlere dünya tarihinin en zor öldürülen 7 kişisini anlatacağız.. Hepsi birbirinden dehşet verisi kolay gelsin :)

1. Rasputin


Neden öldürüldü?

Grigori Rasputin Çar II. Nicholas ile beraber 20. yüzyılda yaşayan mistik biridir. Çar ve karısı Alexandra, Rasputin’in oğulları Alexei’nin hemofili hastalığını tedavi edebileceğine inanıyorlardı. Bu yüzden Rasputin’i etraflarında tutuyorlardı. Rasputin’in etkisi o kadar fazlaydı ki kraliyet ailesiyle görüşmek isteyen biri, ilk önce onla görüşmeliydi.

Rasputin sarhoş ve şehvet düşkünü biriydi. Rehberliğini isteyen insanlardan rüşvet almakta hiçbir problem görmezdi. Rasputin’in bu güvenilmez yaşam şekli kraliyet ailesi hakkında da şüphe uyandırmaya yetti ve zamanla devrime sürükledi (Trotsky’e bakın yukarıda).

Nasıl Bitti?

Bir grup Rus onu pasta ve şarapla zehirleyerek öldürmek istemiştir. Bu zehirin Rasputin’in bedenine girip girmediği şüpheli olsa da Rasputin’in yaşama devam etmesi onların öldürme planını etkilememiştir.

Rasputin normal hayatını sürdürmeye devam etmiştir ve asillerden biri dayanamayıp onu arkasından vurmuştur. Öldüğünü sanıp katil olay yerini terketmiştir. Paltosunu unutan bir parti üyesi geri almaya geldiğinde Rasputini yerden kaldırıp onu boğmaya başlamıştır.

Diğerleri zamanında yetişerek Rasputin’i arkasından 3 kere daha vurdular ve Rasputin yere düştü. Hala ayağa kalkmaya çalışan Rasputin’i sopalayarak öldürmüşlerdir.

Çarşafa sardıkları bedeni, buz gibi Neva Nehirine atmışlardır. Daha sonra Rasputin’in bedenini bulduklarında – zehirlenmiş, kurşunlanmış ve sopalanmış olarak – hipotermiden öldüğünü saptamışlardır.

2. Ferdinand Magellan


Neden öldürüldü?

Magellan Portekizli bir gezgindi. Aynı zamanda da dünyayı denizden dolaşan ilk kaşif ve Filipinlere ulaşan ilk Avrupalı olmuştur.

Magellan Lapu-Lapu isimli bir adamı Filipin kralı olan 2 arkadaşı için öldürmüştü. Esasında Lapu-Lapu’yu Hristiyan yapmayı planlamıştır ama kabul etmediği için öldürmek zorunda kalmıştır.

Nasıl Bitti?

Magellan ve ekibi Lapu’nun yaşadığı Mactan Adasına varırlar ama Lapu onların geldiğini bilir ve onları beklemektedir.

Magellan anında zehirli okla vurulur ama yine de yerlilerin üstüne yürür.

Bambu mızrağıyla yüzünden vurulur ve buna cevap olarak kendi mızrağını düşmanına geçirir. Kılıcıyla savaşa devam etmek istemiş ama kolu yaralandığı için bunu yapamamıştır ve ardından bacağı yaralanır. Bir süre sonra ölümcül yaralarla yere düşer.

Yerliler korunmasız birşekilde yerde yatarken onu bıçaklamışlardır. Magellan ekibinin güvenli birşekilde botlarına vardığını gördüğü zaman ölüme teslim olmuştur.

3. Gabriel Garcia Moreno


Neden öldürüldü?

Moreno 19. yüzyılın ortalarında Ekvator’da başkanlık yapmıştır. Aynı zamanda inançlı bir Katolik ve ülkenin tutucu partisinin kurucusudur.

Moreno katolikliği Ekvator’un resmi dini ilan eden bir yasa çıkardı ve devlet için çalışmak isteyen herkesin katolik olmasını şart koydu. Böylece “diğer herkes” Moreno’nun gitmesi gerektiğine karar verdi.

Nasıl bitti?

Quito’da katedralden çıkarken suikastçı bir grup tarafından saldırıya uğradı. Palalarla saldıranlar grup başkanının boynunu, kafatasını ve beynini doğradı.

Saldıranlar göğsüne 6 el ateş etti. Yere düşmeden önce toplam 14 kere kesilmişti. Yere düştükten sonra bile, yere kendi kanıyla “Tanrı ölmez” yazabilecek kadar canlıydı.

Suikastçiler gittikten sonra, rahipler Morenoyu içeri aldılar ve orada 15 dakika daha yaşadı.

4. Leon Trotsky


Neden öldürüldü?

1917’de Bolşevikler Rusyada yönetimi ele aldığında Trotsky Lenin’in sağ koluydu. Sovyet hükümetlerinin bütün kararlarını kabul etmeyen ve bütün politik kararları veren Politburo üyesi ve Kızıl Ordu’nun kurucusu ve komutanıydı. Gözlükleri ve keçi sakalı vardı.

Lenin öldükten sonra Trotsky Komünist partiden ve Rusya’dan atıldı. Buna karşılık Trotsky Amerika’ya girip Stalin’e karşı tanıklık etmek istedi.

Nasıl bitti?

Trotsky’in Amerika’ya girişi reddedildi ve böylece Mexico City’de bir eve yolu düştü. Ramon Mercader – Stalin için çalışan bir suikastçi – orada Trotsky’e saldırdı. Evinde birşeyler okurken Mercader buz baltasını kafasına sapladı. Bu sadece Trotsky’i sinirlendirdi.

Kafasında baltayla yerinden kalkan Trotsky Mercader’a tükürdü ve suikastçı ile güreşmeye başladı. Trotsky’in korumaları geldi ve suikastçıyı zapt ederek Trotsky’ı hastaneye götürdüler.

Hastaneye yetişen Trotsky, ameliyat sonrası komplikasyonlardan ertesi günü öldü.

5. Ned Kelly


Neden öldürüldü?

Ned Kelly, iki banka soygunundan ve üç polis memurunun ölümünden sorumlu, 19. yüzyılın sonlarında Avustralya’lı ünlü bir suçluydu. Paul Hogan ve Fosters birasını bulan adamla beraber Avusturalya tarihinde bir ikondur.

Bu adam cinayete teşebbüsten kaçarken üç polis memurunu vurmuştur.

Nasıl bitti?

Ned Kelly ve tayfası onları tutuklamaya gelen bir tren dolusu adam olduğunu öğrendikten sonra Glenrowan Inn’inde 70 kişiyi rehin aldı. Treni yolundan çıkarma çabalarına rağmen polisler onları köşeye sıkıştırmayı başardı.

Kelly dışarıya çıkarak polislere ateş etmeye başladı, bu sırada tayfası geride bekledi. Kelly’nin giydiği zırhta bacağı ve kasığı açıkta kalmıştı.

Bu açıktan çok fazla yara alan Kelly yere düştü. Geri kalan tayfası çatışma sırasında öldüysede Kelly yaşıyordu ve tutuklandı. 2 hafta sonra duruşmaya çıktı ve infazı istendi.

Kelly idama mahkum edilince yargıca “Oraya gidince sizinle orada karşılaşacağım” dedi. Birkaç hafta sonra yargıç öldü.

6. Pablo Escobar


Neden öldürüldü?

Dünyanın kokain kaçakçılığının %80′ini yürüten Medellin Uyuşturucu Kartel’inin başıydı Escobar. 1989’da Forbes Pablo Escobar’ı 25 bilyon dolarlık mirasıyla dünyanın 7. zengin adamı ilan etti. Yüzü tişörtlerde ve adı şarkı sözlerinde yer aldı.

Escobar 4,000’den fazla insanın ölümüyle suçlu – bu da sizin tanışabileceğiniz insan sayısının 100 katı. Kolombiya’lı başkan adayının suikastının emrini vermiştir. İçindeki bir adamı öldürmek için ticari bir uçağı patlattı.

Yargıçları ve politikacıları rutin olarak öldürdü ve polis memurları için rüşvet veriyordu. Günde 2 – 3 tane araba bombalanması için emir veriyordu.

Nasıl bitti?

Özel bir kuvvet ekibi – SEAL 6 ve Kolombiya polisi sadece Pablo’yu yoketmek için kuruldu. Los Pepes diye bilinen kanuni yetkisi olmayan korumalara katıldılar – bunlar Pablo’nun öldürttüğü insanların arkadaşları ve ailelerinden oluşuyorlardı. Pablo’yu bulunduğu yere kadar takip ettiler ve kurşun festivali başladı.

Bu savaş Medellin’in çatılarında devam etti. Escobar bacağına ve gövdesine kurşunlar yerken binadan binaya atlıyordu. Sonunda bu silah savaşından sıkıldı ve yakalanmamak için kendini başından vurdu.
Ancak yetkililer ölümcül atışın ona atılan binlerce kurşundan biri olduğunu söylediler.

7.  Edward Teach nam-ı diğer Karasakal

Neden öldürüldü?

Karasakal veya Edward Teach ünlü bir İngiliz korsanının 14 ile 16 tane karısı vardı, çoğu da çocuğu yaşlarındaydı. Sakalının altında kenevir yakıp düşmanlarını korkuturmuş. Ayrıca herkesi tetikte bulundurmak için ilk eşini öldürmüş.

Nasıl bitti?

Karasakal emekli oldu ve Kuzey Carolina’ya yerleşip yaşlılık yıllarını altınların içinde yuvarlanarak geçirdi. Ama Virginia Valisi ona diş bilemişti ve ardından Robert Maynard tarafından yönetilen iki gemi yolladı.

İki devasa gemiden kaçacağına Karasakal Maynard’în gemisini bordaladı. İlk önce güverteyi ilkel el bombalarıyla bombaladı ve buradan sonra olaylar biraz karıştı. Karasakal neredeyse Maynard’ın bütün parmaklarını kılıcıyla kesti ve Maynard kılıcını kırarak Karasakal’ı sırtından bıçakladı.
Kavganın sonunda, Karasakal neredeyse 20 kere bıçaklanmış ve 5 el vurulmuştu. Kanamadan ölmeden önce hala tabancasını doldurmaya çalışıyordu. Ardından Maynard Karasakal’ın kafasını kesti ve gemisine astı. Hem gösteriş için kesti hem de ödülü toplamak için kafaya ihtiyacı vardı. 100 pound ödül almıştı – bugün 18,000$ eder.

Kaynak : Mynet


Kağıttan Çicek yapımı resimli

Yazan: UsLaNMaZ Tarih: Oca 1st, 2010 | Kategori:: Bilinmeyenler

Kağıttan değişik çalışmalar yapmak isteyenler için farlı bir kağıt çalışması, değişik bir çiçek yapabilirsiniz.Resimleri incelemeniz yeterli sanırım…
Kolay Gelsin…


Msn nickine Gölge Oluşturmak

Yazan: UsLaNMaZ Tarih: Ara 21st, 2009 | Kategori:: Bilinmeyenler

gölge nick

Msn nickinizi gölgelendirin
Çok çekici bir nick ile karşınızdayız.Messengerdaki nikinizi gölgelendirebilirsiniz.Gerçekten çok güzel bir nick uygulaması.
1)Nickinizi gölgelendirmek için
Kod 1: ·#·$1»¦« ·#·$16E·$17E·$26E·$35E·#·$1www.vidicat.net·$35N·$26N·$17 N ·$1 6N·$1 »¦«
Kod 2: ·#·$2»¦« ·$21B·$30B·$39·$48B·$57www.vidicat.net·$48N·$39N·$30N·$2 1 N·$2»¦«
2)Nickinizin arkasına arka font olarak renk eklemek
Kod 1: ·$4 ·$4,8·@·# ?????www.vidicat.net?????·$2,8
RENK DEISTIRMEK ICIN SAYILARLA OYNAMAK YETERLIDIR


Biber hapı faydali bitkiler fikralar e-ticaret kadıköy casus telefon kozmetik alexa yemek tarifi maltepe
Sayac Kodu
site ekle Internet Blogs - BlogCatalog Blog Directory