Vidicat.Net Hayatın Anlamı

Hayatı Anlayan Blog

Albert Einstein aklı

Yazan: UsLaNMaZ Tarih: Şub 4th, 2010 | Kategori:: Bilinmeyenler

Albert Einstein aklı
Dahi mi deli mi?

Einstein, Almanya’nın Baden Wurttenberg şehrinde
doğar… (1879)

Babası kendi halinde tıkırdayıp duran
ama bir türlü parayı bulamayan bir mühendis, annesi
ise kemanı bırakıp, pianoya oturan, yaylısından
vurmalısına sazların alayını çalan, lâkin şöhreti
yakalayamayan bir müzik hastasıdır.

Albert evde muhatap bulamadığından olacak ancak 4 yaşında
konuşmaya başlar. Okulu tırnağı kadar sevemez,
dersleri hepten boşlar. Çekilir köşesine, bol bol
hâyâl kurar. Tabiri caizse fazla uçar, ışık
demetlerine filan binmeye kalkar…

Albert iletişim özürlüdür ama kendine çok soru sorar.
Günlerce çiçek böcek peşinde koşar, işine yarasın
yaramasın bilgiye dönük bir şeyler arar. Hatta bir
keresinde Milano’dan girer, Cenova’dan çıkar, 160 km.
yolu ne zaman kat ettiğini anlayamaz.

Sonra eline geçen aletlerin mutlaka içini açar, pusulaları
dağıtır, saatleri bozar. Bir ara Öklit geometrisinin
büyüsüne kapılır, çizer çözer, çizer, çözer gün boyu
masadan kalkamaz.

Aslında araştırıcı yetiştiren Zürih Politeknik Okulu
tam ona göredir ama diploması yetmediği için imtihana
alınmaz. Delikanlı bu okula girmeyi kafasına koyar ve
Aarau’daki Cimnazyum’da okumaya başlar. Eh bu arada
çamdan çime çok şey görme fırsatı bulduğu için
İsviçre’ye hoşça bakar.

Anlaşılmaz teoremler…
Albert’e göre bir insanın bilgiye ulaşmak için yüksek
okula gitmesi gereksizdir, meraklısı bunları
kitaplardan da öğrenebilir. Yüksek okul dediğin
kitaplardan öğrenilemeyecek şeylere kapı aralamalı,
açıkçası zekayı sivriltmeli, zihni bileylemelidir.

Neyse uğraşır didinir neticede Politeknik Okul’una
kapağı atar, lâkin hocaları onu anlayamazlar. Einstein
mezun olunca, çorba derdine düşer. Önce yedek öğretmen
olarak çalışır, sonra patent dairesinde işe başlar.

Bu arada Mileva Mariç adlı bir fizikçiyle evlenir, iki
oğlu olur. Einstein devinbilim ve ısıldinamik üzerine
çok kafa yorar, ancak fen yobazları “e eşittir em ce
kare” formulüne önce karşı çıkar, sonra methiye düzmek
için yarışırlar.

Einstein’in 1916’da yayımladığı “Görelilik Kuramı”
ilim dünyasında bomba gibi patlar, 1921’de
“Fotoelektrik etki ve Kuramsal fizik” üzerine yaptığı
çalışmalarla Nobel Fizik Ödülünü alır. Yeri gelmişken
söyliyelim “görelilik” denilen şey zaman ve madde
adacıklarının bulunduğu noktalarda uzayın
eğriselleşmesi (anlayamadım ki anlatabilsem)
kaidesidir.

Ahmet ağa ABD yolunda
Einstein dünya çapında bir üne de kavuşsa bir
Yahudidir ve Nazi Almanya’sında yapamaz. Baskılar
artınca pılısını pırtısını toplar Belçika’ya kaçar.
Mâlum, Yahudiler ne zaman sıkışsalar Osmanlı mülküne
sığınırlar.

Einstein de İstanbul’a gelmeyi düşünür,
hatta Dışişleri çalışanları “Ahmet Tektaş” adına bir
pasaport çıkarıp eline sıkıştırırlar. Ancak o bilimsel
altyapısı olan ABD’yi tercih eder, kendince doğrusunu
yapar. Haklarını yemeyelim Amerikalılar ne isterse
verir ve ondan çok şey umarlar.

Einstein, diğer bilim adamlarının aksine fizik üstü
konulara çok meraklıdır. Mesela “Zihinsel Radyo” ve
“altıncı his” olaylarına çok takar. Hatta, insanların
telepatik yollarla iletişim kurabileceklerine inanır.
Zaman ve mekân üzerine enteresan şeyler söyler, mesela
ışık hızıyla ilerliyebilen bir uzay gemisinde seyahat
edenlerin, çocuklarından genç kalacağını iddia eder.

Einstein sanıldığının aksine kararsızdır, sık sık
kuramlarından cayar. Çok şey söyler ama pek azını
ispatlar. Bir kısmının da yanlış olduğu ortaya çıkar.
Elbette boş atıp, dolu tutturmak gibi bir maksadı
yoktur ama ıskalamaktan yorulmaz.

Mesela gravitasyon,elektrik, manyetik ve nükleer gücü tek formül altında
toplayabileceğini sanır ama başaramaz. Einstein’in
matematikle arası yoktur, belki de bu yüzden derdini
anlatamaz.

Fizik üstü az felsefe İşin doğrusu Einstein fizik üzerine felsefe yapar ve
diğer filozoflar gibi sıkça bocalar. Her ne kadar
kuvantum mevzuunda Heisenberg’in kafasını karıştırsa
da laf gevelemekten hoşlanmaz, koskoca doktora tezi
bile birkaç sayfayı aşmaz.

Eğer “daha güvenli bir buzdolabı motoru”nu da saymazsanız hayatı
kolaylaştıran hiçbir pratik çalışma içinde bulunmaz.
Sürekli girift konularla uğraştığı için basit
hadiseleri kavrayamaz.

Einstein’in laboratuvarında ayaklarına dolanan bir kedisi ile
yerinde duramayan bir köpeği vardır. Hayvanlar elbette çok sıkılır ve
ikide bir eşiği tırmalarlar. Einstein kalkıp onlara
kapıyı açar ama masasına dönünce konuyu toparlayamaz.

Bu yüzden kapının altında köpeği için irice, kedisi
için minikçe bir delik açtırmayı planlar. Çağırdığı
marangoz çırağı “büyüğünü açalım yeter” der, “buradan
ikisi de işler.” Einstein böylesine pratik bir çare
bulduğu için ufaklığı kucaklar. “Biliyor musun, sen
bir dâhisin” diye fısıldar.

Amerikan solcusu Mr. Albert Einstein

Einstein bir mesele üzerinde saatlerce düşünür, sonra
birden hareketlenir ve neticeyi açıklar. Tez canlıdır,
bazen tutturur, bazen ıskalar.

Birilerinin hoşlanmasına ya da kızmasına aldırmaz, sadece işine
bakar, ya da bakar gibi yapar.

Einstein çorapsız dolanır, ayda bir yıkanır ve (belki
şaşacaksınız ama) sabun yemekten çok hoşlanır. (İşin
acı yanı o yıllarda Gestapolar Yahudileri fırınlayıp
sabun yapmaktadırlar). Dâhimiz pistir, pasaklıdır,
saçlarını bile taramaz, lâkin (manyetik alan üzerinde
çok çalıştığından olacak) kadınlar üzerindeki çekim
etkisi tartışılmaz.

Meslektaşı Mileva’yla (hamile kaldığı için) zoraki bir
evlilik yapar, ancak güzel kuzeni Elsa’yla arayı
düzünce onu tanımaz. Bu arada sekreteri Betty,
Avusturyalı sarışın Margarette ve milyoner Estella ile
adı çıkar.

Belki de bu şekilde kendini saklar. Zira Amerika’da
yaşamasına rağmen sosyal demokratlığa oynar. Aslında
ne sosyal, ne de demokrattır. Bir kere ‘asosyal’dır ve
demokrasiyi sosyalizm ve siyonizm için kullanır.

Üstelik sempatizan değil, militandır. Militan dediysek
elbette gece afişe çıkıp semtinin sokaklarını
sloganlarla boyamaz ama aranan komünistlere (mesela
Hilaire Noulans ve adamlarına) yardım ve yataklıktan
kaçınmaz. FBI, onun hakkında 1.500 sayfalık bir rapor
hazırlar ama başkan bile şöhretinden (belki de Ruslara
kaptırmaktan) korkar.

O da bundan aldığı cesaretle antimilitarist beyanlarda bulunur,
savaşanlara savaş açar. Einstein, “devlet halkını korumalı, halk devleti
değil. ABD, bizi askerlik yapmaya zorlayarak bu ilkeyi
ihlal ediyor. Güvenlik silahlanarak değil, savunma
harcamalarını kısarak sağlanır. Sıradan bir caninin bu
savaşa katılan askerlerden ne farkı var?” diye bas bas
bağırsa da, Rusların askerlik yapmasından ve Kızıl
Ordunun güçlenmesinden rahatsız olmaz.

Nagazaki’nin vebali…
Einstein her ne kadar silahlanmaya karşı gibi görünse
de bilim adamına yakışmayan bir iş yapar, Roosevelt’in
kulağına cevher-ül ferd (atom) bombasının sırrını
fısıldar. Gelin bakın şu işe ki bomba onun beklediği
gibi Almanların değil, Japonların başında patlar.
Lâkin pişkinliğe vurur, Hiroşima ve Nagazaki’nin
vebalini üstüne almaz.

Einstein bir ara atomdaki elektronları sıçratarak tek
frekanslı bir ışık demeti elde etmeye uğraşır ve bunu
(ölüm ışınını) nispeten başarır. Bu çok tehlikeli bir
silahtır ama aklı başında araştırıcılar ışını (laser)
terbiye eder, kâh metal kesmekte, kâh ameliyatlarda
kullanırlar.

Einstein’ı öldükten sonra otopsiye alırlar. Dr. Thomas
Harvey, onun dehasıyla ilgili ipuçları bulabilmek için
beynini çıkarır, sanılanın aksine Einstein’ın beyni,
normal insandan % 12 oranında hafif çıkar. Ancak
düşünce sinirlerini besleyen “gliyal hücre” sayısında
bir fazlalık göze çarpar. Hayranları söz konusu beyni
Wichita’da yaşlı bir doktorun evinde saklarlar.

Ben kimim burası neresi?
Ünlü araştırmacı bazen yemek yemeyi unutur bazen de
yemeğe oturur, saatlerce tabaklara bakar. Bir
keresinde telefon kulübesinden evini arar ve titreyen
bir sesle “kayboldum, gelin beni alın” diye ağlar.
Halbuki söz konusu kulübe ile evi arasında 50 metre
mesafe vardır, o kadar…

Bir gün sokakta şirin bir kız çocuğunun başını okşar,
“güzel kız söyle bakayım” der, “senin adın ne?”
Kızcağız öfkeyle cevaplar: “Suzi baba!”

Einstein’dan inciler…
Ünlü fizikçi çok konuşmaz ama konuştu mu taşı gediğine
koyar.

Nasıl mı, şöyle:
* İzafiyet teorisini ispatlayabilirsem Almanya benim
bir Alman olduğumu iddia edecek, Fransa ise dünya
vatandaşı olduğumu söyleyecek. Yok ispatlayamazsam
Fransızlar zaten bir Alman olduğumu mırıldanacak,
Almanya ise Yahudi olduğumu açıklayacak.

* Geleceği mi? İnanın hiç düşünmedim. Zira gelecek
düşünmesek de gelecek.

* Üç şeyden nefret ediyorum: Emirle gelen
kahramanlıktan, gereksiz şiddetten ve ırkçılıktan.

* Aslında sıradan insanlar, sıradışılardan hoşlanmaz.
Ama beni neden sevdiklerini çözemedim, keşke biraz da
anlamaya çalışsalar.

* Üçüncü Cihan harbi neyle yapılacak bilmiyorum ama
dördüncüsünde taşlar ve sopalar kullanılacak. Savaşı
kazanan kazandı, önemli olan barışı kazanmak.

* Kainatın sonsuz olduğunu söyledim ama emin değilim.
Gelgelelim ahmaklık sonsuzdur, kesinlikle eminim.
Çalışırsanız atomu bile parçalayabilirsiniz ama ön
yargıları asla!

buyrun burdan yakın…
Delimiiii yoksa dahimiii
” bana kalırsa sıradan bir fikir hırsınız yani herhangi bir yahudi gibi..! ”

Bu Kodlari Kopyalayip Sitenize Ekleyebilirsiniz...
x 


Yorum Yapin

Biber hapı faydali bitkiler fikralar e-ticaret kadıköy casus telefon kozmetik alexa yemek tarifi maltepe
Sayac Kodu
site ekle Internet Blogs - BlogCatalog Blog Directory